İstanbul’un binlerce yıllık tarihinde cam sanatının önemli bir yeri var. Usta eller geleneksel ve modern teknikleri birleştirerek hassas, kırılgan ve bir o kadar da büyülü bir malzeme olan camı şekillendirmeye bugün de devam ediyor.

Ünlü gezgin Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Osmanlı İstanbul’unu anlatırken camgeranların geçit törenlerinden, şişehanelerden, aynacılardan, vitraycılardan sıkça söz eder. Beykoz’un camla anılmasının sırrı ise III. Selim tarafından Venedik’te Murano adasında eğitim alması sağlanan Mevlevi dervişi Mehmet Dede’nin hikâyesinde saklı. Mehmet Dede’nin Beykoz’da kurduğu atölyede geliştirilen bilgiler sayesinde, bugün tüm dünyanın hayran olduğu Çeşm-i Bülbül tekniği ve Beykoz İşi olarak anılan eserler ortaya çıkmış. Aradan yüzyıllar geçse de bu kadim kentin "cam"ı ününü korumaya devam ediyor. Bugün İstanbul’da yaşayan cam ustaları geçmişten aldıkları bilgilerle iç içe uyguladıkları modern tekniklerle camı şekillendirmeyi sürdürüyorlar. 
Bu isimlerden biri Meral Değer. Değer, camla ilgilenmeye Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarında başlamış. Cam Ocağı Vakfı’nın cam okulunda, farklı eğitmenlerden farklı teknikler üzerine de eğitimler almış.
 Değer, “Tasarımlarımı tarihî kaynaklar ve yerel kültürlerden aldığım imgelerden yola çıkarak, evrensel bir dille yorumlamaya çalışıyorum.” diyor. Kendisinin bu yaklaşımını Salacak Serçeleri ve İstanbul Kumruları Koleksiyonu’nda
da görmek mümkün. Dünyanın çeşitli yerlerinde sergilenen eserlerine, bu sene Çeşm-i Bülbül tekniğini de kullandığı, rengârenk kumrular da eklemiş. Cam Ocağı ile birlikte oluşturdukları proje kapsamında bu koleksiyonun satışından elde edilen gelirle cam öğrencilerine burs sağlıyorlar. 
Değer, cam sanatını şu cümlelerle anlatıyor: “Camla çalışmak, bu yolda yürümek, üretmek, süreçte kaybolmak, yolda olmak… Işığı içinde tutan, ‘sihirli’ cama hayranlığım, camın ayrıcalığında, onun doğal yapısında saklı. Cama, ‘hâllerine göre’ şekil vermenin pek çok yolu var. Sıcak ve akışkan hâlinde de, soğuk ve katı hâlinde de farklı tekniklerle farklı formlar elde edilebiliyor. Malzeme olarak camı seçmemin nedeni, bu farklılıkları ve sunduğu zenginlikleri çalışmalarıma taşıyabilmek.” 
Değer, cam sanatının teknoloji sayesinde geliştiğini de söylüyor. Ona göre, “Bugün teknolojinin geldiği nokta her alanda olduğu gibi camda da mükemmel sonuçlar veriyor, hayranlık uyandırıyor.” 

Cama Çivi Çakan Adamlar 
“Heyecan duymak için tezgâhın veya ocağın başında oturmak gerekmez. Böyle bir sürece dâhil olduğunuzda heyecan ayrılmaz bir parçanız olur. Biz eserlerimizi soğuk şekillendirme yöntemiyle ortaya çıkarıyoruz ve işimizin her safhasında en ince detayına kadar kontrol edebiliyoruz.” Bu cümleler Erkin Saygı’ya ait. Türkiye Şişe ve Cam ve Paşabahçe Cam Fabrikası’nın farklı kademelerinde çalıştıktan sonra emekli olan Saygı ile Ruhcan Topaloğlu 2001 yılında Cam Atölyesi’ni kurmuş. Atölyede ortaya çıkan cam eserlerin bir benzeri yok.  Çalışmalarında kalıp ve benzerleri yerine soğuk kesme tekniğini kullanıyorlar. Üretilen eserlerin felsefesi, çizgisi Saygı’ya ait. Kesme işçiliğini ise Ruhcan Topaloğlu ve atölyedeki diğer ustalar üstleniyor. 
Saygı ve Topaloğlu’nun ilk sergisi Topkapı Sarayı’nda gerçekleşmiş. Devamı hızlı gelmiş ve büyük bir kısmı yurt dışında 30’a yakın sergi açmışlar.Şikago, New York, Londra, Amsterdam gibi birçok noktadan koleksiyonerler ziyaretlerine gelmiş. Bu koleksiyonlarda yer almanın keyfine varmışlar. Cam Atölyesi’nde yılda en fazla 15 cam tasarım üretilebiliyor. Erkin Saygı ve “cama çivi çakan adam” diye andığı Ruhcan Topaloğlu, atölyelerini açtıkları günlerdeki coşkularını yitirmeden geleceğe bakıyorlar.

"Bu İşte Heyecana Yer Yok"
Yaşayan önemli sıcak cam ve Çeşm-i Bülbül ustalarından biri de Kadir Dikmen. Çocukluğu Beykoz’da geçen Dikmen, henüz 12 yaşındayken girdiği Paşabahçe Fabrikası’nda, Yusuf  Görmüş Usta’dan öğrenmiş mesleğini. Çalışmaya başladığı yıllarda unutulan bir teknik olan Çeşm-i Bülbül’ü yeniden hayata döndürmek için hayli gayret sarf edildiğini ve ustasının çabalarıyla modern teknikler geliştirildiğini anlatıyor. Emekli olduktan sonra Yakamoz Cam’da çalışmaya başlayan Dikmen, gençlerin cam sanatına artık ilgi göstermemesinden ötürü hayli dertli. “Ben sayısız kişi yetiştirdim. Ama benim yetiştirdiğim ustalar çırak bulamıyor.” diyen Dikmen'e göre cam işinde heyecana hiç yer yok. “Eğer heyecanlanırsan, tedirgin olursan bu işi yapamazsın. Sakin olmak gerekiyor. Tabii bu işi seveceksin, yani içinde olacak. İş malzemeye bakıyor. Malzeme iyi olacak, temiz olacak. Cam güzel olacak. Usta da iyi olunca en iyi çalışma ortaya çıkar.” diyerek sözlerini noktalıyor.
Birnur Derya Geylani genç cam sanatçılarından. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde cam eğitimi alan Geylani, Mimar Sinan Üniversitesi’nde doktora eğitimine devam ediyor. Geylani’ye göre cam eşsiz bir malzeme: “Ona nasıl davranırsanız size o şekilde cevap verir. Hassas, kırılgan ve şeffaf yapısı beni kendine âşık etti. Nefesinizle şekillenmesi ise ne kadar büyülü olduğunun kanıtı.”
Geylani ürettiklerini birer çağdaş sanat eseri olarak görüyor ve şunları söylüyor: “Eserin fikri aklıma düştükten sonra eskiz ve üretim süreci hemen başlıyor. İnsan ve beni etkileyen çevre en büyük ilham kaynağım. Sosyal, politik ve çevresel konulara asla kayıtsız kalamıyorum.”
Camla çalışmanın kolay olmadığının da altını çizen Geylani, bunun kendisi için bir terapi olduğunu da belirtiyor: “Cam bana hep iyi geldi. İyi gelmeye de devam ediyor. Tabii ki camla çalışmanın zorlukları da var. Ama dediğim gibi, ona nasıl yaklaşırsanız size öyle cevap verir. Siz sakinseniz o da sakin, siz heyecanlıysanız o da heyecanlı… Her zaman kontrol etmek sizin elinizde.”

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi