Nostaljik tramvayı, tiyatro salonları, kafeleri, sokak müzisyenleri, sahafları ve zamanın daha yavaş aktığı sakin sokaklarıyla Moda, İstanbul’un en güzel semtlerinden. Kadıköy’ün bu küçük ve kozmopolit semti her dönem gözdeydi ama bugünlerde bir başka popüler.

Çok değil, beş-altı yıl evvel arkadaşlarınıza “Moda’ya gidelim mi?” dediğinizde alacağınız cevap, “Ne yapacağız ki orada?” olurdu. Kapladığı alan itibarıyla da küçük Moda, yürüyerek en fazla bir saatte gezilecek sessiz sakin bir semtti. Bugünse İstanbul’un hemen her yerinden ziyaretçi alan, kafeleri hafta sonları dolup taşan, yazın dondurmacılarının önünde uzun kuyruklar oluşan bir mahalleye dönüştü. Tarihin her döneminde gözde bir semt olması sebebiyle Moda adını alan bu semt ne kadar değişirse değişsin, sıcaklığını, komşuluk bağlarını, kapı önlerinde uyuklayan kedilerini ve sessizliğini korumaya çalışıyor. Semti gezmeye başlamak, ruhunun derinliklerine inmek için Süreyya Operası’ndan daha iyi bir başlangıç noktası düşünemiyorum.
Moda’nın eski sakinlerinin anılarında bu salonda izledikleri filmlere dair detaylar taze olmalı, nitekim benim öyle. Çocukluğumdan beri, özellikle de tavan ve duvar süslemelerinin haşmeti ve Frigo satan sinema görevlisi sayesinde belki de Kadıköy’ün diğer bütün salonları arasında en sevdiğim yer burası. 
Çok köklü bir tarihi olan Moda'nın gencecik bir çehresi var. Buraya ilk yerleşenler Fenikeliler. Osmanlılar ise bu semte 1350’li yıllarda gelmeye başlıyor. Büyük ölçüde İstanbullu Rumların yaşadığı Moda, kozmopolit yapısı sayesinde mimari ve kültürel açıdan hızla gelişiyor. İşte Süreyya Operası da bu hızlı gelişim sürecinde inşa edilen eserlerden. 
Eski evlerle, köşklerle, ulu çınarlarla bezeli sokakları yürüyerek keşfetmek gibisi yok ama Moda’ya gelince nostaljik tramvaya binmenin yeri ayrı. İskeleden kalkıp Boğa heykeline ulaşan, Bahariye Caddesi’ni geçip Moda İlkokulu’nun önünden Mühürdar’a inen tramvayla unutulmaz bir semt gezisine çıkmak insana huzur veriyor. 
Bostancı’daki küçük tezgâhında İstanbul’un en lezzetli sorbelerini yapan Yaşar Usta’nın bir süre önce Bahariye Caddesi’nde de şubesi açıldı. Karadutlu, tahinli, şeftalili, erikli, kavunlu, limonlu çeşitleri tamam da cicibebelisi insanın rüyasına bile giriyor. Bu kısa moladan sonra çocukluğumuza damga vuran yılların dillerden düşmeyen adresine yöneliyorum.
7’den 77’ye’yi izleyenler, özellikle de programın Adam Olacak Çocuk bölümüyle büyüyenler belki de kendi ev adreslerinden önce öğrenmişlerdir şu adresi: Barış Manço Moda 81300.
Türk pop ve folk müziğinin usta ismi Barış Manço’nun ailesiyle yaşadığı bu ev bugün Barış Manço Evi adıyla müze olarak hizmet veriyor. Ünlü müzisyenin sahne kostümleri, yüzükleri, çizmeleri, müzik aletleri ve diğer kişisel eşyalarının sergilendiği müzede, sanatçıya benzerliğiyle ziyaretçileri çok etkileyen bir de balmumu heykeli bulunuyor. Müzeden çıktıktan sonra Barış Manço’nun oğulları tarafından açılan Los Manços adlı kafeye gidip bir fincan kahve içebilirsiniz. Burada benim favorim damla sakızlı latte.
Asıl adı Tellalzade olan ama halk arasında Antikacılar Sokağı adıyla anılan bu sokakta kıymetli İran halılarından ahşap sandıklara, ipek gelinliklerden mermer şamdanlara aradığınız hemen her şeyi bulmanız mümkün. 
Kadıköy, tiyatro salonları açısından her zaman zengin bir ilçeydi. Moda ise son yıllarda birbiri ardına açılan özel sahnelerle tiyatroseverlerin uğrak yeri oldu. Oyun Atölyesi, Moda Sahnesi, Baba Sahne, Craft Tiyatro, Duru Tiyatro, Taşra Kabare gibi pek çok özel tiyatronun salonu burada. 
Sanata doyuran bu dingin semtin adının da hakkını veren tasarım dükkânları var. Volare de bunlardan biri. El örgüsü yastıklar, keçeden yapılmış bebekler, kanaviçe ve cam tasarımlar, oyuncaklar, patchwork'lerle dolu, kafe olarak da hizmet veren bu sevimli mağazanın Whittard Chelsea çay çeşitleri, bol çikolatalı brownie’si ve vişneli tartoletleri Moda'nın diğer güzelliklerini gezip görmeden önce güç toplamak için ideal enerji kaynağı. Karakterli, iyi yemeklerinin yanı sıra kahvesi de leziz yerleri tercih ediyorsanız Dün'ü de seveceksiniz. 
Yola Kadıköylü gençlerin sık sık söylediği bir cümle ile devam edelim: “O zaman 12’de, Rexx’in önünde buluşalım." Çünkü nereye gidilecekse gidilsin buluşma noktası Rexx Sineması'dır. Duvarlarındaki Marilyn Monroe, James Dean posterleri ve 1870’li yıllarda inşa edilen binasının hissettirdiği yaşanmışlıkla Modalılar için bir sinema salonundan çok daha fazlası. Bu sinemaya dair en çok özlediğimse, eskiden kapısının önünde duran Afife Jale heykeli.
Rexx’in önünden geçip Kadife Sokak’a giriyor, az ileriden sola dönüyorum. Ve işte karşımda Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi. Neo Rönesans akımının en güzel eserlerinden biri olan kiliseyi Mimar G. Zahariadis ve Belissarios Makropulus 1902 yılında inşa etmiş. 
Deniz kokusu, martı sesleri, bisikletliler, simitçiler, kedileri okşayan çocuklar, kahkahalar... Bütün bunlara daha da yakından tanıklık etmek için Moda Caddesi’nin bitiminden sahile iniyorum. Çocuklar koşuyor, gençler kitap okuyor, bankta oturan iki ihtiyar bir simidi bölüşüyor. Moda’da bir gün daha, huzurla akşama kavuşuyor.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi