2000’lerden itibaren gösterdiği hızlı gelişim ve değişimi Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği ile taçlandıran Bakü, turizmde de öne çıkmaya başladı. İlk insanların kayalara resimler çizdiği coğrafya bugün ışıltılı tabelaların doldurduğu caddeler ve sokaklarla büyüyor.

Bakü, İpek Yolu’nun bir parçası olmasa da bu tarihî yolun şanına yakın sayılır. Türkiye'ye ve İran’a komşu olduğundan Avrupa, Rusya ve Kafkaslardan gelen tüccarlar Azerbaycan’ın kadim topraklarına uğramadan İpek Yolu’na geçemiyordu. Tarihteki bu önemini şimdinin enerji güzergâhları ile sürdürüyor.
“Bad-ı Kübe” (Rüzgâr Şehri) Bakü, Hazar Denizi’nin kıyısında yer alıyor. Ona Kafkasların öncü şehri, en kozmopoliti, Dubai’si ve buna benzer pek çok sıfatı yakıştırabilirsiniz. Çünkü bu coğrafyada Doğu'yu ve Batı'yı böylesine doğal bir potada eritip ahenkle bir araya getirebilen çok az şehir vardır. Caddelerdeki arabalar bile öyle; eski Sovyet araçları ile bugünün Avrupalı markalarının klakson sesleri birbirine karışıyor. Caddenin iki yanında göz alıcı eski Sovyet binaları ile parıltılı fütürist yapılar yan yana duruyor.
1667 yılında bir deprem eski Azeri başkenti Şamahı’nı yerle bir edince devrin Şirvanşah hükümdarları Bakü’yü yeni başkent ilan etti. Sonrasında Şirvan, Azeri Şah İsmail, Pers ve Sovyet imparatorlukları bölgenin toprakları ve petrol zenginlikleri için asırlar süren bir rekabete tutuştu. Bu sebeple Bakü birçok imparatorluğun gücünün merkezi hâline geldi.
Sovyetlerin ardından 1991’de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan bir daha geçmişe dönmedi. Petrol ve devasa gaz rezervleri ile ülkede refah seviyesi alabildiğine yükselirken Bakü de gerek kültürel gerek ekonomik anlamda hızlı bir atılım sürecine girmiş.
Bakü’deki ilk saatlerimizde öncelikle bunları fark ettik. Ardından üç günlük bir turla asırlık kültürün ve geleneklerin fütürist deneyimlerle iç içe geçtiği bir tecrübe yaşadık. Keşif listemizdeki ilk madde, şehri ve insanları gözlemleme fırsatı veren Bulvar’da bir yürüyüştü. Arkadaşımız Vafa’yla bir lunaparkta buluştuk ve Eski Şehir’de bir gezintiye çıktık. Burası şehrin tarihî merkezinin ve Fıskiye Meydanı’nın bulunduğu yer. Vafa’nın şehre dair heyecanı ise bulaşıcı: “Deniz kenarında, yıldızlar altında kordon boyunca yürümek bana yaşadığımı hissettiriyor. Bu şehrin ışıltısını en iyi bu şekilde hissedebiliyorum.”
Eski Şehir’in Arnavut kaldırımlı ve dolambaçlı sokaklarını gezdikten sonra Kız Kulesi’ne doğru yürüdük. Bakü’nün en önemli mimari sembolü olarak bilinen kule en üst katında bir fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor ve Bakü Körfezi’ne hâkim muhteşem bir manzara sunuyor.
Bu civarda görülmesi gereken başka yapılar da var; bence  en önemlileri Bakü Filarmoni Konser Salonu ve XV. yüzyılda inşa edilen Şirvanşahlar Sarayı. Avlularını mutlaka gezmek lazım. Sarayın geçitleri vaktiyle I. Halilullah’ın maiyetini topladığı Divanhane adlı bir tarafı açık taşlık çardağa varıyor. Buradaki merdivenlerden inince karşınıza Keykubat Camii ve Derviş Türbesi çıkıyor. Civarda üzerinde Arapça kitabelerin yer aldığı türbeler bulunuyor ve bunları gezerken insan kendini mistik olduğu kadar da merak uyandıran farklı bir atmosferde buluyor. Sarayın ardından Eski Şehir’deki ünlü hamam Ağa Mikayil’de yorgunluk atılabilir.
Eski Şehir’de bir sonraki durağımız Halı Müzesi oldu. Azeri halıcılık geleneğinin tarihini anlatan ve Bakü'ye gelenlerin mutlaka ziyaret etmesi gereken yerler listesinde olan müzede binden fazla şık halı örneği sergileniyor. Halılara özel bir ilgi beslemeyenler bile bu zanaatla ilgili şaşırtıcı bilgiler edinebilir ve muhteşem tasarımları uzun uzun inceleyebilir burada. Bir tabloyu andıran bu eşsiz desenlere hayran kalmamak elde değil. Müzenin dürülmüş halıya benzeyen binası da öyle. Bu benzersiz yapı öylesine göz alıcı ki, içerideki fotoğraflarla yetinmeyenler dışarıda birkaç selfi çekmeden buradan ayrılmıyor. 
Sonraki durağımız, Bakü ve Azerbaycan’ın farklı yerlerinde şehit düşen Azeri ve Osmanlı askerlerinin anısına düzenlenmiş Şehitler Yolu. Buradaki merdivenler ve bahçeler şehrin nefes kesen manzarasına bakıyor; ünlü Alev Kuleleri’de görülüyor buradan.
Bakü gece gezilebilecek mekânlar anlamında da ziyaretçilerini hayal kırıklığına uğratmıyor. Etkileyici bir atmosfere sahip şık mekânlarda bile fiyatlar oldukça uygun. Eski Şehir’in Arnavut kaldırımlı sokaklarında yürüdüğümüz yoğun bir günün ardından sıra Azerbaycan mutfağını tatmaya geliyor. 
Bakü son derece zengin ve ayrıntılı menüleri ile birçok alternatif sunduğundan hızlı seçim yapmak zor. Biz tavsiyelere de kulak verip dolma veya kutab yemeye karar verdik. Azerbaycan usulü dolma, kuzu kıymayla doldurulmuş domatesle hazırlanıyor ve tahinle servis ediliyor. Kutab ise lavaş arasında et ve ıspanakla hazırlanan, yoğurtla servis edilen ve karşımıza çok daha sık çıkan bir öneri.   
Geceyi şehrin ruhuna uygun bir şekilde sonlandırmak için gidilebilecek zarif mekânlar var. Bunlar Azeri müzikleri ve Azerbaycan halk oyunlarıyla coşkulu bir gece yaşatıyor.
Bakü’deki son günümüze, doğalgaz zengini Azerbaycan toprağının “odlar (ateş) yurdu” olarak anılmasını sağlayan ve sönmez ateşlerin yandığına  inanılan Ateşgah’ı, diğer adıyla  Ateş Mabedi'ni ziyaretle başlayıp Gobustan Millî Parkı'na doğru yola koyulduk. Park şehir dışında ve etrafta çamur volkanları, derin vadiler ve MÖ 10000’den öncesine tarihlenen 6 binden fazla kaya resmi yer alıyor. Yanar Dağ'ın hiç sönmeyen alevlerini gece izlemeden Bakü'den dönmemelisiniz.
İpek eşarplar, çömlekler, ağız sulandıran yemekler, Ateş Kuleleri ve Haydar Aliyev Merkezi gibi göz alıcı mimari yapıları ile Bakü, keşfetmeyi sevenler için ideal bir şehir.  Hazar Denizi’nin nefes kesen manzarası, sayısız restoran, mutfak, alışveriş merkezi ve kafenin yanı sıra birçok park, kordon ve doğa alanı insana güzel anlar armağan ediyor. 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi