Uluslararası bir turizm destinasyonu olan Antalya ulusal güzelliklere ve tezatlara ev sahipliği yapan bir şehir. Türkiye’nin sekizinci büyük şehri, Monet’in pastel tabloları gibi görünüyor.

Sonsuz Akdeniz’in Türkiye’nin güney sınırına gizlendiği cebin hemen batısında yer alır Beydağları Sahil Millî Parkı. Parktaki Olimpos Teleferiği sizi Tahtalı Dağı’nın 2,365 metre yükseklikteki zirvesine çıkarır ve sizi Akdeniz’e, Türkiye’nin güneyinde dizili dağlara hâkim panoramik bir manzarayla baş başa bırakır. Bu göz alıcı sıradağlar güneydeki Gelidonya Burnu’ndan başlayıp 80 kilometre boyunca uzanır. Zirveden sola baktığınızda ise Türkiye’nin sekizinci büyük şehri Antalya’yı görürsünüz.
Uluslararası bir turizm destinasyonu olan Antalya ulusal güzelliklere ve tezatlara ev sahipliği yapan bir şehir. Kent, güneyde uzanan deniz kıyısından birkaç kilometre içeride yer alan Üçkapılar’ın (veya Hadrian Kapısı) etrafında kurulmuş. MS 130 yılında inşa edilmiş bu kapı şehirdeki en eski anıtlardan biri. Neredeyse 12 metre yükseklikteki üç bitişik kemerden oluşan anıt, birkaç ziyaretten sonra göze Monet’in pastel tabloları gibi görünmeye başlıyor. Üstelik değişen ışıkla birlikte dönüşerek kinetik bir hava ediniyor; güneşin konumuna göre kimi zaman bembeyazken kimi zaman titreşimli gri şeritlere bölünüyor. 
Şehrin küçük bir bölümünü oluşturan Şirinyalı semti bu ihtişamlı manzarayla neredeyse aynı güzellikte. Semtin kıyısında dizili birkaç devasa otel kompleksi de yer alıyor. Kendi hâlinde bir hayat süren bu rafine dünyalardaki mağazaları, spa'ları, havuzları ve restoranları keşfederek sıkılmadan haftalar geçirebilirsiniz. 
Taraçalardan görünen Beydağları Sahil Millî Parkı sabah güneşinde mavinin bir dizi tonuyla harmanlanırken akşamüstü alacasında dağlar mora, sular derin bir maviye boyanıyor. Hava karardığında ise körfezi saran ışıklar statik bir kuş sürüsünü andırıyor. Bu otellerin herhangi birinin balkonundan göreceğiniz manzara dünyanın bir başka köşesinde göreceğiniz resme meydan okuyacak güzellikte. Bu büyük komplekslerin dışındaysa şehir bir banliyöyü andırıyor. Yolların her iki yanı sekiz katlı apartmanlar ve geniş pencereli, açılır-kapanır çatılı restoranlarla bezeli.
Bölgenin ana arteri diyebileceğimiz Metin Kasapoğlu Caddesi, İsmet Gökşen Caddesi’yle kesişiyor. Bulvar boyunca sıralanmış muz ve palmiye ağaçlarını saymazsak İzmir, Ankara veya İstanbul’un merkezden uzak bölgelerinden birinde olduğunuzu düşünebilirsiniz. İki cadde, şehrin en büyük otellerinden birinin önündeki kavşakta, yaklaşık bir kilometre boyunca uzanan restoranlar zincirinin ortasında kucaklaşıyor. Bu restoranların çoğu büyük taraçalar ve bir göbekle inşa edilmiş. Açılıp kapanan çatılar ve katlanan duvarlar açık havada ziyafet keyfi hissi veriyor. Burada iki ölçek kahveli, kafeinsiz mocha latte’den İskender dönere dek hemen her lezzeti deneyebiliyorsunuz. Pide üzerinde ince kuzu döner, yoğurt ve domates sosundan oluşan bu yemeğin tadı fokurdayan, erimiş tereyağıyla iyice taçlanıyor. Şehirde birçok çadır-kafe de bulunuyor. Yörenin göçmen mazisine saygı duruşu niteliğindeki bu çadır-kafelerde kuzu etiyle hazırlanan sac kavurma veya genelde maydanoz, ıspanak ve beyaz peynirle hazırlanan ve öğün ya da atıştırmalık olarak tüketilen sac gözleme gibi geleneksel Türk yemeklerinin tadına bakabilirsiniz. Tabii tüm bu yemeklerin yanında soğuk bir bardak ayran iyi gider.
Antalya’nın doğu kıyısında sizi bir başka doğal güzellik bekleyecek; göz kamaştırıcı Aşağı ve Yukarı Düden şelaleleri. Toros Dağları’nın kuzeyinde, Kırkgözler ve Pınarbaşı’ndan doğan Düden Şelaleleri, Antalya’nın batı sınırını belirler. Yer altından giden su, dağlardan kendine bir yol kazarak denize dökülüyor. Aşağı Düden Şelalesi son derece özel bir deneyim vadediyor. Lara’nın batı yakasında yer alan parkın kapısından girince ağaçların ördüğü bir gökyüzünün altında piknik için en uygun yerlerden biriyle karşılaşırsınız. Suyun yeryüzüne  çıkıp birkaç metre boyunca aktığını göreceksiniz yürürken, işte burası, bu küçük dere Antalya’nın özünü hissettirecek en güzel rehber belki de.
Antalya’yı, tüm ihtişamının gözler önüne serildiği sonbaharda ziyaret edin derim. Yaz kışa dönerken Akdeniz gün batımının canlı sarısı ve kırmızısı Antalya’nın parklarını ve caddelerini süsleyen ağaçlara takılıyor, dökülen yapraklar yollara ve sokaklara battaniye oluyor. Akşamüstü tüm şehir muhteşem bir kehribar ve yakut rengine bürünüyor. Antalya’da sonbahar doğanın sunduğu tüm tonları, nüansları ve tatları deneyimleyebileceğiniz bir "yer ve zaman" ahengi sunuyor.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi