Renklerinde ve desenlerinde nice anlamlar taşıyan, güvenle kendisine sarınan herkesi ısıtan yorganlar ve el emeği yastıklar İstanbul'un birçok semtinde küçücük dükkânlarda titizlikle dikiliyor. Günler süren emeğin yolculuğuna tanıklık etmek için yola çıktık.

Bir zamanlar çeyizlerin en önemli parçasıydı, el emeği göz nuru pamuk ve yün yorganlar. Hallaçlar sırtlarında taşıdıkları, mindef adı verilen yaylarla sokak sokak gezer, bahçelere çıkarılan pamukları didik didik atar, sonra özenle ve sabırla dikerlerdi yorganları. Sarı, pembe, bordo, mavi satenler; tavus kuşu, karanfil, fiyonk desenler... Sayıları giderek azalsa da yorgancılar bu sanatı yaşatmaya, şehrin ara sokaklarındaki küçük dükkânlarında adeta iğneyle kuyu kazar gibi ekmeklerini kazanmaya devam ediyorlar. İstanbul’un çeşitli semtlerinde, yıllardır bu mesleği icra eden ustaların kapısını çaldık.
Değişmeyen Gelenekler
Beşiktaş’ın bitişik nizam apartmanlarla çevrili daracık sokaklarından birindeyim. Taşkın Öztürk’ün mütevazı dükkânı Yıldız Yorgan’ı, kepenklerinde asılı çarşaf, nevresim ve önünde yığılı pamuk çuvalları sayesinde hemen seçiyorum. Taşkın Bey, tam 40 senedir burada rengârenk yorganlar dikiyor. “İlkokulu bitirince babama özenip adım attım ben bu mesleğe. Babam sokak sokak gezer, bahçelerde yorgan dikerdi, sabah başladığı yorganı akşam bitirirdi.” diyor. O zamandan beri çok şey değişmiş tabii. Eskiden bir yorgancıda üç-dört kalfa olurmuş; siparişlere yetişemez, hele nişan-düğün mevsiminde gece bile yorgan dikerlermiş. Taşkın Bey şimdi tek başına. Yorgancılık yapmak isteyen çırak bulamıyormuş.
Zamane yorganlarını beğenmiyor Taşkın Bey, “Benim evime kimse silikon yorgan ya da yastık sokamaz.” diyor. Yatak-yorgan mevzusunda malzeme olarak pamukta ısrarcı. “Ter çeker bunlar, kanserojen madde içermez, nefes alır.” diye ekliyor. Dikmeyi en özlediği şey ise uzun yastık. Hani “Allah bir yastıkta kocatsın.” sözünde geçen “bir yastık” var ya, o. Kenarları saten kaplı, kanaviçe işli kılıfı olanlardan. Geçip giden zamana, değişen onca şeye rağmen Beşiktaş’ın ara sokaklarından birinde bu güzel sanat yaşamaya devam ediyor. 
"Asıl Ustalık Sökmeyi Bilmek"
Karşımdaki duvarda boylu boyunca uzanan somon renkli saten yorganın üzerinde asılı notta şöyle yazıyor: “Yaşam ve sağlığı seven herkese pamuk diyoruz.” Sarı renkli, dokuz lale desenli yorganın üstünde asılı bir başka notta ise pamuk yorganın vadettikleri sıralanıyor: “Sağlık, ekonomi ve kalite”. Zafer Güleryüz’ün Boğazkesen Yokuşu’ndaki küçük dükkânı Beyoğlu Yorgan Dikimevi, 40 yıl önce açılmış. Yorgan iğnesini ilk kez ortaokul yıllarında tutmuş. Baba mesleğini devralan Güleryüz, “Babamın dükkânı Kadıköy Bahariye’deydi. Aynı sokakta başka yorgancılar da vardı. Herkes bu işten ekmek kazanır, aile geçindirirdi. Ama bugün pamuk ya da yün yorganın kıymetini bilen insan artık kalmadı. Bizden sonra yetişen, yorgan ustası olmak için çıraklığa heveslenen yok çünkü.” diyor.
Güleryüz'e göre yorgan bizi soğuktan koruyan bir tekstil ürünü değil sadece; güvende olmayı, korunmayı anlatan bir sembol aynı zamanda. İnsanın üzerine örtecek bir yorganının olması çok önemli. “Bir gün herkes pamuk yorganın kıymetini anlayacak ama o zaman da bir yorgan diktirecek usta bulamayacaklar maalesef.” diyor. "Yorgan dikerken hata yapınca nasıl telafi ediyorsunuz?" diye sorduğumda, “Yorgan sökmek çok zordur. Asıl ustalık yorganı dikebilmek değil hata yaptığında sökebilmektir. İnsan hata yapabilir ama önemli olan o hatayı anlayıp nasıl telafi edeceğini bilmesidir. Yorgan da hayat gibidir.” diyor. Ben de hayatımın en büyük derslerinden birini burada alıp çıkıyorum.
“Yorgan Dikerken Çay İçilmez”
Ümraniye Çarşısı esnafının en eskilerinden biri Kamil Kalaycı. Evlenecek gençler, yorganını-yastığını ona aylar öncesinden sipariş ediyor. O da eşi Rabia Kalaycı ile birlikte işlettikleri küçük dükkânda dikip katlıyor, paketleyip sıralıyor rengârenk yorganları. Kamil Usta'ya, insanları bu kadar mutlu eden bir iş yapmanın nasıl bir his olduğunu soruyorum. “En güzel kısmı o zaten.” diyor. Diğer yandan, meğer işin sefası da cefası da aynı köktenmiş. Bir yorgan ustasının en büyük derdi kendi işine karışılmasıymış. “Usta ne kadar pamuk koyacağını, hangi kumaşın doğru olacağını bilir, zaten bu yüzden ustadır.” diyor. Bir kenarda yığılı eski yorganlar dikkatimi çekiyor. Meğer yeni yorgan diktiren kadar eski yorganını tamire getiren de varmış. 
Trabzon, Maçka doğumlu olan ve tam 40 yıldır bu işi yapan Kamil Bey, yorgan dışında yastık, nevresim, minder de dikiyor. Çeyizlik siparişler genelde kıştan verildiği için yazın başka işler üretmeye de vakti kalıyormuş. Ama kış akşamları evdeki orta sehpasını kaldırıp yere battal boy çarşaf sermişliği ve yorgan dikmişliği de çokmuş. Ben Kamil Usta'nın dükkânından ayrılırken çeyizlik yorgan siparişi veren ve yastık seçmeye gelen müşteriler içeri giriyor. Düşünüyorum: İşini iyi yapan kazanırmış.
Mesleğin En Eski Ustalarından
Yaşayan en tecrübeli yorgan ustalarından biri olan Nuri Toklican, Kadıköy Yeldeğirmeni’ndeki düzenli ve temiz dükkânında, önünde pamuk çuvalları yığılı camekânın ardında, yaşından beklenmeyecek bir süratle çalışıyor. Sabah başladığı yorganı akşam saatlerinde bitirmiş. 
Çocukken Üsküp’ten ailesiyle göçüp İstanbul’a gelen Nuri Usta Kapalıçarşı’da başladığı bu mesleği ilk günkü heyecanla yapmaya devam ediyor. Yorgan dikmek kadar sevdiği bir tek şey var, o da memleketi Üsküp. “Yorgan dikerken oraları düşünürüm hep, eskileri...” diyor. 
Böyle bütün gün oturmanın bacaklarına bir zararı olup olmadığını soruyorum. “Asıl böyle bütün gün oturmazsam bacaklarım ağrır, ben yorgan dikmezsem, yıllardır yaptığım şeyi öylece bırakıp durursam yaşayamam.” diyor. Kadıköy’ün ara sokaklarında bir yaşayan efsane, dünyanın en güzel yorganlarını dikmeye, dikerken de hayaller kurup tatlı tatlı gülümsemeye devam ediyor. 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi