Kahramanmaraş’ın en az üç bin yıl öncesine kadar bilinen bir adı, dokuz bin yıl öncesine kadar inen bir tarihi var. Antik mirasın bir kısmı ayakta, bir kısmı müzelerde. Bin yıllık zanaatların ürünleri hâlâ çarşıda. Dondurması ise sadece Türkiye'nin değil, dünyanın da dilinde. Dişlerine güvenenler elde dondurma ile baştan sona gezsinler.

Uçakla Kahramanmaraş’a yaklaşıp Binboğa ve Engizek dağlarını aşarak sırtını Torosların uzantısı Ahır Dağı'na yaslayan şirin ve tarihî bir kentle karşılaşıyoruz. Uçağın kapısı açıldığında havanın sıcaklığı yüzümüze vuruyor. Akdeniz ikliminin etkisiyle hâlâ yaz sıcakları sürüyor belli ki. Burası sadece tarihî ve kültürel açıdan değil toprakları bakımından da çeşitli; bu ilin topraklarının bir kısmı Doğu Akdeniz'de, bir kısmı Güneydoğu Anadolu'da ve bir kısmı da  Doğu Anadolu'da yer alıyor.
Havalimanının çıkışında, yol üzerindeki bir kahvaltıevi bizi karşılıyor. Aynı zamanda organik ürünleri ile meşhur, gerçek köy kahvaltısı sunan bir işletme burası. Kahvaltımıza ev yapımı pekmezli bazlama ve keçi peyniriyle yapılan gözleme ile başladık. Biraz erkendi ama  dayanamayıp bir külah da dondurma alarak şehrin merkezine doğru yola koyulduk.
Kıbrıs Meydanı’na gelince ilk durağımız Dulkadiroğulları Beyliği döneminden kalma tarihî çarşı oluyor. Kuyumcular, Saraçhane, Bakırcılar, Semerciler, Demirciler çarşıları ve bunların etrafında toplanmış, geleneksel el sanatları alanında hizmet veren esnaf ºzamana meydan okurcasına işinin başında.  
Külekçisi, keçecisi, bakırcısı, demircileri ve ahşap oymacıları ile burası yaşayan bir çarşı. Bakırcıların çekiç darbeleriyle şekillendirdikleri madene desen işleyişleri kesinlikle görülmeli. Üretilen büyük kazanlar, tencere ve kaplar gerek kullanım gerekse süs amaçlı olarak Türkiye’nin hemen her yerine gönderiliyor. Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi gibi filmlerin oyuncularının filmde giydikleri çarıklar Kahramanmaraş’ta yapılmış. Dedem Osmanlı atölyesi, el yapımı, deri  çarıklarıyla namını dünyaya duyurmayı başarmış.
Çarşının yakınında 1950’lerden beri geleneksel lezzetler sunan Hacı Milcan esnaf lokantası bizi güzel yemek kokularıyla karşılıyor. Patlıcan kebaplarının yanı sıra Ali Nazik, yoğurtlu kebap ve Kahramanmaraş’a özgü paşa kebabı dillere destan. Salata ve yemeklerdeki halis zeytinyağının ve tereyağının tadı kendini hissettiriyor. Yemek sonrası çullama tatlısı, ikram olarak geliyor. 
Kapalı Çarşı'dan Demirciler Çarşısı'nın yoluna çıkınca bize dükkânların vitrinlerine iplerle asılan, kurutulmuş biber, patlıcan, kabak gibi yöresel ürünler eşlik ediyor. 
On dakika sonra Ulu Cami yolunda sıralanmış ışıl ışıl Kuyumcular Çarşısı gözümüze çarpıyor. Türkiye’de 18 ve 22 ayar altın işletmeciliğinin %60’ının Kahramanmaraş kuyumcu atölyelerinde yapıldığını, bu mesleğin Osmanlı dönemindeki Ermeni sarraflar eliyle yaygınlaştığını burada öğreniyoruz. 
Dulkadiroğulları Beyliği döneminde (1496 yılında) yapılmış Ulu Cami'yi, eski Maraş evlerinin en özel örneklerinden biri olan Kâtip Han’ı, Dulkadiroğulları'ndan Alaüddevle Bey’in kızı için yaptırdığı piramit yapıdaki Taş Medrese'yi, Katip Çelebi'nin seyahatnamesinde bahsettiği Çukur Hamam’ı gezdikten sonra meşhur Kahramanmaraş Kalesi'ne tırmanıyoruz. Yığma bir tepe üzerine yapılmış kale Hititler döneminin izlerini taşıyor ve Kahramanmaraş’ı kuş bakışı görüyor. Hititler her bir şehrin girişine aslan heykeli koyarmış. Kaledeki heykellerin asıllarının müzede sergilendiğini öğrenince yönümüzü Kahramanmaraş Müzesi'ne çeviriyoruz. 
Girişte bizi kocaman bir mamut fosili karşılıyor. Ardından 2 bin 200 yıllık Maraş Aslan Heykeli'ni görüyoruz. Kale kapısına konulduğu düşünülen aslan heykelinin üzerindeki yazıtlar genç Hitit şehri Gurgun'un krallarının soyağacını anlatıyormuş. Kahramanmaraş'tan Kızıldeniz'e, Lut Gölü'ne uzanan çöküntünün Doğu Akdeniz'deki başlangıç noktası olan Gavur Gölü kazısında bulunan ilk çağlardan kalma fosiller ve o döneme ait malzemeler Maraş Müzesi'nde sergileniyor.  Zeugma mozaiklerine rakip gösterilen Germanicia antik kent mozaiklerinden bazıları da burada sergilenmekte. Şehrin merkezindeki Namık Kemal Mahallesi'nde birkaç yıl önce yapılan kaçak kazılar sırasında mozaik kalıntılar bulunmuş. Germanicia dönemine (Genç Bizans Dönemi) ait bu mozaikler dönemin generallerinin yamaç villalarında tabanlara döşenmiş. Bu mozaiklerin çok az kısmı gün ışığına çıkarılmış. Müzedeki desenlerin tasvirleri o dönemin yaşam tarzını sergileyen konu ve ikonografisi ile Efes ve Zeugma antik kentlerindeki mozaiklerle benzerlikler göstermekteymiş.
Bu geziden sonra sıra dondurmaya geliyor; ayrıca tarhana da alacağız. Şehir merkezinde uzun yıllardır varlığını sürdüren dondurmacılar arasında seçim yapmak zor. Sert, bıçakla kesilen, damağa süt ve salebin eşsiz tadını bırakan meşhur Maraş dondurmasının tadına bakmak için birini seçiyorum. Tadına doyamadan yediğim bu lezzetin sırrının, Ahır Dağları’nda otlayan keçilerin sütünde ve yine bu topraklarda yetişen yabani orkide bitkisinin kökü olan yumrunun taş değirmenlerde un hâline getirilmesiyle elde edilen salepte yattığını öğreniyorum. Salep VIII. yüzyıldan bu yana Kahramanmaraş yöresinde içecek olarak kullanılırken sonradan dondurma ile buluşarak meşhur Maraş dondurmasını oluşturmuş.
Kahramanmaraş’ta tarhana ise ayrı bir güzellikte. Yöreye özgü koşullarda hasırlar üzerinde kurutulup çorbalık, çerezlik ve kızartılmış olarak ikram ediliyor. Tarhana ilk olarak Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi esnasında askerler için doyurucu ve uzun süre saklanabilen bir yiyecek olarak üretilmiş.
Burada, kırmızı pul biberin merkezinin Kahramanmaraş olduğunu da öğreniyoruz; Türkiye’ye buradan yayılmaktaymış. Kahramanmaraş Sanayi ve Ticaret Odası kırmızı pul biberi tescilletmiş. Amaç bu ürünün standartlar ölçüsünde üretimini sağlamakmış. Acısı ve rengiyle kesinlikle dönüşte yanınızda götürmek üzere alışveriş listenizde yer almalı.
Dönerken bavuluma erimemesi için şoklanarak paketlenmiş bir kilo dondurma, kırmızı pul biber, meşhur çörek ve tarhana alıyorum. Aklımsa hâlâ şehirde. Yerel halkın bu şehri neden "saklı kent" olarak nitelediğini çok iyi anlayarak dönüyorum.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi