Ayder Yaylası, sis öbekleri, dereler, dağlar, ormanlar… Sonra Rizeliler, ikramlar, gelsin çaylar. Öyle bir yer ki burası, her insan beş günlüğüne de olsa Rize’ye gitmeli ve üç günlüğüne de olsa Rizeli olmalı.

Çok şükür, arkadaşlarımın bir kısmı Rizeli. Onlara baktıkça Rizelilerin sadece Türkiye’nin değil, dünyanın geri kalanından da farklı olduklarını düşünürdüm ama hepsi bu değilmiş. İçlerinden biri bana Rize karasularına Trabzon’dan bir balina girecek olsa Rizeli hamsinin onu tek hamlede yutacağını söyledi. Diğeri bir atmaca yavrusunun Artvin tarafından gelen kartalın tüylerini teker teker yolduğunu anlattı. Rizeli olmanın değil, bizzat Rize’nin taşı toprağı ve kuşuyla bildik dünyadan apayrı bir yer olduğuna böylece inandım: İngilizinden Çininkine dek bir sürü çay içtim, Rize çayının kokusu ve buruk tadı hiçbirinde yok. Dünyada yayla çok ama Rize’dekiler gibi manzaraları, havası, sisi ve deresi olan yok. Hele Anzer balının eşi benzeri yok. Ve bunların da hepsi Rizeli… 
Aslında küçük bir şehir Rize. Sahile sıkışıp kalmış, yay biçimli dar bir şerittir haritada göreceğiniz. Önünü Karadeniz keser, arkasını ise dağ etekleri kuşatır. Yamaçlardaki Rize Kalesi'nden, Şahin Tepesi'nden veya Ziraat Çay Bahçesi'nden neredeyse tüm şehir merkezini kuş bakışı görürsünüz. Ayrıca güzel çay neymiş, burada keşfedersiniz. Yine küçüklüğü sayesinde Rize merkezini yarım günde baştan sona gezebilirsiniz. Bu yüzden, gelmişken merkezi de bir turlayın. Çay fabrikalarına uğrayıp her gün içtiğiniz çayın yeşil yapraktan siyah çaya dönüşmesini izleyin. Rize’ye özgü ürünlerden feretiko bezini üreten atölyeleri gezin, Kuyumcular Çarşısı'nda dolaşın, Atatürk Evi Müzesi'ne ve Rize Etnografya Müzesi'ne uğrayın. XVIII. yüzyıla tarihlenen Tuzcuoğlu Konağı'nı unutmayın, bu ve müze olarak kullanılan binalar şehir merkezindeki taş konakların son örnekleridir. 
%78’i dağlarla çevrili olan Rize genelinde karşınıza çıkacak tarihî miras Orta Çağ'da coğrafyanın güvenliği için yapılmış irili ufaklı kaleler, Osmanlı dönemi camileri, taş köprüler ve yaşı iki yüz yıla varan ev ve konaklar şeklinde. Yakın geçmişte bu şehrin alametifarikası çaydı. Şimdiyse dağlar, yaylalar, ırmaklar; yani doğa turizmi. Ve bir de Çayeli’nde pişirilen kuru fasulye bana göre. Şehir, ziyaretçilerini 12 ay boyunca kendine müdavim kılacak cazibede. Çünkü dağlık coğrafyası yazın yemyeşil, kışınsa bembeyaz. Bulutlar sanki pamuk balyası gibi ağaçların üstüne yapışınca zaten eşsiz olan manzara yeni biçimler kazanıyor. Kuş-böcek sesleri ve dere çağıltılarıyla insana terapi yapıyor. Şehirden yaka silkenler yayla hayatını deneyimleyerek fıtratına dönmeye çalışıyor. Ama Rize sadece doğanın kuşatıcı sakinliğinde huzur arayan dingin insanların geldiği bir yer değil. Eğer heyecan duymayı seven bir dağcıysanız Pokut ve Sal civarına buyurun, Kaçkarlara tırmanın. Mesela Altıparmak, Kavran ve Verçenik 3 bin 500 metrenin üzerinde... Dağda, ormanda kaybolmaktan korkmayan trekkingcilerdenseniz yaylaların bol oksijenli ve sisli parkurları ya da Kaçkar Dağları'nın buzul gölleri sizi bekliyor. Bir rivayete göre hayli yaşlı bir teyze, yamaç paraşütü yapan gencin bol atraksiyonlu uçuş videosunu hayretle seyrettikten sonra kendisini “Ne mutlu sağa ki sende akıl yoktur.” sözleriyle kutlamış ama siz sakince uçarım derseniz yamaç paraşütçüleri Rize’de görünmeye başladı, haberiniz olsun. Akarsuyla boğuşmaya bayılan raftingcilerdenim diyorsanız Fırtına Deresi'nde, İkizdere, Taşlıdere ve Karadere‘de epey eğlenirsiniz. Karda kaymayı sevenlerdenseniz heliski bile var. Ve bütün bunların sonunda da kendinizi kaplıcanın havuzuna atmak var. İşte böyle bir yer Rize.
Coğrafyanın dağlık olması, gezilecek yerlerin kâh dağınıklığına kâh peş peşe sıralanmasına yol açtığından şehri layıkıyla gezmek için iyi bir plan yapmanız gerek. Yayla gezmenin en güzel yolu araç kiralamak ama günübirlik ya da konaklamalı turlardan birine katılmak da iyi bir seçenek olarak elinizin altında. Rotanız Ardeşen ile başlayacak, Fırtına Deresi ve üzerindeki Şenyuva gibi taş köprüleri aşacak, dereye tepeden bakan Zilkale’yi geçip Çamlıhemşin’e, oradan da Ayder Yaylası'na ulaşıp Kaçkarlara açılacak. 
Ayder, hem doğal güzelliği hem de konaklama imkânlarıyla güzel bir yayla. Kavurmayı, mıhlamayı, Laz böreğini  ve karalahana dolmasını harika yapıyorlar. Birkaç gün kalınabilecek bu yaylanın termal tesisleri de var. Gündüz gezileri ziyaretçileri yorsa da kemençeli-tulumlu Karadeniz müzikleri yaylanın keyifli akşamlarını şenlendirdiğinden herkes horonla hareketleniyor. Burası aynı zamanda daha yukarıdaki birçok yaylanın gidiş yolu üzerinde. Ahşap evlerin yamaca doğru serpiştirildiği Avusor Yaylası, Kaçkarların zirvesinin ve komşu yaylaların görüldüğü, sisin buluttan bir yorgan gibi etrafı örttüğü Pokut Yaylası ve Kaçkar eteklerindeki Kavron yaylaları, Mozovit Çayırı ve deresi, Kaçkar Buzulu ve gölleri, kaçırılmaması gereken muhteşem yürüyüş güzergâhları olarak doğaseverlerin listesindedir. Üstelik buralar kışın da eğlencelidir; Aşağı Kavron Yaylası'ndan Ayder’e kayakla inenler Ayder Kardan Adam Şenliği’nde maharetlerini gösterir, sonra da termal tesislerde havuz keyfi yapar.
Rizeliler haftada taş çatlasa iki kez yağmur yağdığını, birinin üç, diğerininse dört gün sürdüğünü söylemişler. Bu yağmuru aslında bölgenin can damarı sayabiliriz; o göreceğiniz silme yeşillik, her yanı kaplayan ağaçlar, çimenlikler, çay bahçeleri, gürül gürül akan dereler bu yağmurun eseri. Şehre gelen ziyaretçilerin bir kısmı yağmurun çok yağmasından ve ıslanmaktan şikâyet eder. Oysa kimileri de sırtına bir yağmurluk geçirip yaylada sağanak yağmura yakalanmanın da, çamura bulanmanın da, o baş döndüren toprak kokusunun da tadını çıkarır, çocuklaşır. Zaten tatil, ruh hâlini değiştirme çabası değil mi?
Şimdi bir hâl değişikliğinden daha söz edelim. Rize, tam anlamıyla yerel düşünüp yerel davranılacak bir yer. Ha burayı Türklere diyrum; bu şehrin tadını çıkarmak için tepeden tırnağa Rizeli olmaya bakın. Öyle ki önünüzdeki yola “Alabalık lokantası 100 metre geride” tabelası koyan, “Dünya Rizeliler Günü” düzenleyen, evde kedi yerine atmaca besleyen Rizeliler bile sizi Rizeli sansınlar. İnsan kendini etrafın ritmine bırakınca yabancılık duygusundan sıyrılır, yaşadığı ânın ve etrafta olup bitenin parçası olur. Böylece mesela kulaklarınız Laz şivesinin şiirsel akışına kapılacak, konuşmanız değişecek. Çayı onlar gibi toplayacaksınız. Belki de keçiler sizden kaçmayacak. 
Buraya kadar Rize’nin beşte birini anlattık. Bilin ki orada sizi güzel günler bekliyor. Ya eylülde gidin ya da şubata kadar bekleyin. Kar yağacak ve Lazboard ile kayak yapacaksınız.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi