Tarih kitaplarını karıştırdığınızda Sivas’ın her devirde çağının parlak şehirlerinden biri olduğunu görürsünüz. Ama ben bu şehrin her devirdeki en parlak zamanının eylül olduğuna inanırım. Havanın daha güzel sokakların ve meydanların daha hareketli olduğu eylüldür Sivas'ı gezme zamanı.

Doğduğum ve köklerimin ait olduğu şehre, Sivas’a, gidişlerim yıllardır şaşmaz biçimde ağustos sonu ya da eylül başına denk gelir.  Okul yıllarındayken bu durum belki biraz da zorunluluktandı ama sonrasına baktım ki nerede olursam olayım Sivas’a gidiş-gelişlerim her yıl eylül ayına sabitlenmiş. İstanbul'un sıcak ve nemli günlerinden uzaklaşıp Sivas'ın güzel ve bereketli havasına sığınırdım.
Ne de olsa Sivas 1300 metreye yakın rakımıyla, sıcaklardan ve nemden bunalanların nefes almak için kaçtığı bir yayla şehir. Nitekim iş sebebiyle İstanbul’da yaşayan pek çok Sivaslı, emeklilik günleri için Sivas’ın Zara, Koyulhisar gibi ilçelerinde birer yazlık yaptırır kendine. 
Sabahın erken saatlerine rastlayan yolculuğumda uçakta tek koltuk bile boş değil. Koridorda bavullarını yerleştiren tanıdık simalara rastlayınca bunca kültür-sanat erbabının aynı uçakta toplanmış olmasının sebebini arayan hafızam, cevabı hemen buluveriyor: 4 Eylül, Sivas Kongresi’nin yıl dönümü. Millî Mücadele ruhunu alevlendiren Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları Cumhuriyet'in temellerini burada attı. Ve şehir bu ruhu kongre yıldönümünün haftasında düzenlediği kültür sanat etkinlikleriyle daha da canlandırdı.
Sivas halkı bir yandan kongreyi kutlarken diğer yanan şehrin Selçuklu geçmişinin panoraması olan meydanda düzenlenen etkinliklerle bu anlamlı günü coşkulu bir kültür sanat şenliğine dönüştürüyor. Meydandaki ufak ahşap stantlarında yerlerini alan 150’ye yakın kitabevi, hem yazarı hem de okuru bol olan bu şehrin kitapseverleri ile "Sivas Ellerinde Kitap Okunur" diyerek bir hafta geçiriyor.
Şehrin tam göbeğindeki Selçuklu eseri Buruciye Medresesi’nin iç avlusu yazar, şair ve akademisyenlerin söyleşileri ile şenleniyor. Şehrin bu okuma merakına uçağa her binişimde bir kez daha tanık oluyorum; uçakların koltuk ceplerindeki dergilere en çok ilgi gösterenler arasındadır Sivas yolcuları…  "Soğuk iklimin insanları çok iyi okur ve yazar çıkarır." derdi bir hocamız; yılın 3-4 ayının beyaz bir kar örtüsüne büründüğü uzun kış gecelerinin en güzel meşgalesi okumaktır, düşünmektir, yazmaktır belki de...  
Pencere kenarına geçmek için müsaade isteyen orta yaşlı çift ile selamlaşıyoruz. İçten bir selam, iletişim vesilesi oluyor; Almanya, Köln’den geliyorlarmış. Biraz da memleket hasreti ile olsa gerek Anadolu insanının sıcaklığı ile muhabbeti başlatan onlar oluyor.  İşi sebebiyle kronik bir cilt rahatsızlığı olan bu Sivaslı beyefendi, her yıl Köln’den Kangal Balıklı Çermik’e 15 günlük bir kaplıca tedavisi için geliyormuş. “Kaplıcaya gelirsem tüm bir yılı ilaç kullanmadan geçirebiliyorum.” diyor. Buradaki tedavisine devletin destek sağladığını da ekliyor. Her seferinde görüyorum ki 100 km mesafedeki Kangal Kaplıcası'nın ziyaretçileri sadece şehrin yerlileri değil. 36 derecelik tatlı suda yaşayan balıkları ile dünyada eşine az rastlanır bu şifa kaynağı kaplıcanın Japonya’dan Avrupa’ya dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri var. Üstelik Sivas’ın kaplıcaları bunlarla da sınırlı değil; soğuğu, sıcağı, kükürtlüsü ile Sivas aynı zamanda bir kaplıcalar şehri.
Sivas, hangi mevsimde gelirseniz gelin sizi serin havası ile karşılar. Meraküm Yaylası’ndaki havalimanı, şehirden birkaç derece daha serin ve buna bir de sabah ferahlığı eklendiği için yanınızda bir şal ya da ceket bulundurmanızda fayda var. 
Havalimanından 15 dakikalık bir yolculukla merkeze ulaştığınızda güne Sivaslılar gibi sıcak bir çorba içerek başlayabilirsiniz. Burada kahvaltı kültüründe çorba önemlidir; hatta şehrin yerlilerinin daha çok sabah kahvaltısında içtiği düğülcek çorbası gibi lezzetleri var. Ben kahvaltıda çorba değil çay içenlerdenim diyorsanız onun için de alternatifiniz bol. Örneğin, şehrin hemen her köşesinde rastlayacağınız pide fırınlarından aldığınız katmerinize peyniri ve bir bardak çayı katık ederek kendinize sade ama leziz bir kahvaltı ziyafeti verebilirsiniz. 
Kahvaltı sonrası, şehir merkezini gezmek için en ideal vakit. Sivas, Anadolu’da 1071’den hemen sonra başlayan Türk ve Selçuklu yönetiminin abidevi eserlerine ayıracağınız bir günü hak eden bir şehir. UNESCO Kültür Mirası Listesi'ndeki Divriği Ulu Camii dışındakiler de şehir merkezinde ya da civarında. Görülecekler listenize Çifte Minareli Medrese, Şifaiye Medresesi, Buruciye Medresesi, Gök Medrese gibi şehrin ilim merkezlerini; Hükümet Konağı’nı, Ulu Cami’yi, tarihî konakları, Taşhan’ı,  Meydan Camii içerisindeki Şemsi Sivasi türbesini, Eğriköprü’yü ekleyin. 
1884 yılında dönemin Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa tarafından yaptırılan üç katlı Hükümet Konağı’na ve meydanın kavşak noktasındaki havuza sırtınızı verip ilerlediğinizde önünüzde Kent Meydanı uzanır. Görülecekler listesinin başında şehrin sembolü olmuş Çifte Minareli Medrese var: 1271 yılında yaptırılan bu dantel gibi yapının en önemli unsuru, Anadolu’nun en görkemli kapısına sahip ön cephesi. Hemen karşısındaki Şifaiye Medresesi ise daha erken bir dönemden, 1217 yılından… Buruciye Medresesi de yine meydandaki bir diğer Selçuklu eseri. Döneminde fizik, kimya, astronomi eğitimi için yapılan medresenin simetrisi, Selçuklu döneminin detaylı mimari titizliğini yansıtır nitelikte. 
Tüm bu Selçuklu geçmişinin yanı başında ise III. Murat’ın veziri ve Sivas Valisi Ali Beyoğlu Mahmut Paşa tarafından 1580 yılında yaptırılan Kale Camii yer alır. İstasyon Caddesi’nin ikiye böldüğü meydanın solunda ise XIX. yüzyılın sonunda Mülki İdadi, 1911’den itibaren Vilayet-i Sultani, 1924’ten 1981 yılına kadar ise lise olarak hizmet veren Sivas Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi bulunur. Müze, Milli Mücadele tarihimizde müstesna bir yere sahiptir. Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçişini müteakip Sivas Kongresi bu binada, 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde yapıldı. 
2 Eylül -18 Aralık 1919 tarihleri arasındaki 108 gün boyunca Sivas, fiilen adeta ülkenin başkentliğini üstlenirken kongre binası da Kurtuluş Savaşı’nın ilk karargâhı olma özelliğini kazanmıştı. 1983’ten beri müze hizmet veren üç katlı binanın birinci katında etnografik eserler, ikinci katında ise Atatürk – Sivas Kongresi ve Millî Mücadele ile ilgili bilgi ve belgeler sergilenir. Taşın adeta dantel gibi işlendiği bu abidevi eserleriyle meydan,  Sivas’taki eserlerin adeta bir özeti gibidir. 
Meydandaki gezinizi tamamladığınızda, yöresel lezzetlerden müteşekkil bir sofrada kendinize bir ziyafet çekmek isterseniz tarihî Sivas evlerinin güzel bir örneği olan Abdiağa Konağı iyi bir alternatif. Burada şehre özgü lezzetlerden madımak yemeğini, içli köfteyi, hingeli ya da Sivas köftesini tadabilirsiniz. Ardından hediyelikler için adresiniz, meydandaki medreselerin avlusu ya da Atatürk Caddesi, Paşa Camii civarındaki dükkânlar olsun. Burada el yapımı taraklar, kemik saplı bıçaklar, gümüş kaplar gibi hediyelikler bulabilirsiniz. 
Unutmayın ki burası, Türkiye’nin yüzölçümü en büyük şehirlerinden. İlçeler arası mesafe, bazen iki şehir arası seyahat süresi kadar olabiliyor. Şehirde kalış sürenize göre Kangal’a, Divriği’ye, Gürün’deki doğal güzelliklere ve kaplıcalara da ayrı ayrı günler ayırmanız en iyisi… Buralar her zaman güzeldir ama eylülde bir başka olur.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi