İstanbul’un Anadolu Yakası'ndaki Fenerbahçe semti dev bir istiridye olsaydı, onun bir parçası olan Kalamış da onun içine yuva yapan bir martı olurdu... Dalgaların, yelkenlilerin ve ışığın peşinde bir martı…

Kalamış’ı anlatmaya Münir Nurettin Selçuk’la özdeşleşen şarkının sözlerini mırıldanarak başlasam kimse yadırgamaz elbette: “Yok başka yerin lütfu ne yazdan ne de kıştan/Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış’tan…” Ama bu kez öyle yapmayalım! Kalamış’ı gezmeye başlamadan önce Yoğurtçu Parkı’nın başucunda, bir Brezilyalının heykelinin önünde duralım! Fenerbahçe futbol takımının yuvası olan stadın yakınında, sarı lacivertli taraftarların son efsanesi Alex de Souza’nın heykelinin önünde… Bu heykel, İstanbul’da önünde en çok fotoğraf çektirilen heykellerden biri. Hafta sonları Kalamış da dâhil, Kadıköy’den Bostancı’ya, tüm sahili saran futbol heyecanının bir simgesi aynı zamanda. Alex’in yanından ayrılıp Yoğurtçu Parkı’na doğru ilerlerken bu kez Lefter’in heykelinin önünde durarak bu büyük futbol ustasına da selam vermeyi ihmal etmemeli!
Yaprakların sararmaya başladığı günlerde  Yoğurtçu Parkı Kadıköylüler için bir nefeslenme yeri. Anneler çocuklarını burada güvenle dolaştırıyor. Küçük balıkçı tekneleri parkın sınırındaki Kurbağalıdere’den denize doğru ilerliyor. Lüfer akınını bekleyen balıkçılar oltalarını hazırlıyor. Güvercin sevdalıları paçalı kuşlarını çatılara salıyor. Parkın sonundaki tenis kortunda bir spor hocası minik öğrencisine raket sallamayı öğretiyor. Tüm bunları bir köşeden dalgın dalgın seyrediyor ressam Fikret Mualla’nın heykeli. Çocukluğunu Moda, Kadıköy ve Kalamış Koyu’nda geçiren ressam Mualla, dökülen yaprakların sarısına, martıların beyazına, yanından geçen kırmızı bisikletlere bakarak yeni renkler düşünüyor gibi... Onunla karşılaşınca artık iyice anlıyorum ki, Kalamış’ta bana heykeller yarenlik edecek. Kızıltoprak’ta hem kendisi, hem de anlamı güzel bir heykele varıyorum. İlk sivil Türk uçağını yapan pilotun, Vecihi Hürkuş’un heykeline... “Tayyareci Vecihi” ve 1930’da Kadıköy’de yaptığı uçağı yan yana.  
Artık adımlarım Kalamış’a doğru gidiyor. Marinanın girişinde beni yeni bir sürpriz bekliyor. Dünyayı teknesiyle dolaşan ilk Türk olan Sadun Boro, eşi Oda ve kedileri Miço’nun heykelleri marinanın girişinde, çok sevdikleri Kalamış Koyu’ndan denize bakıyor. Kalamış ve çevresini anlatmaya heykellerle başlamam nedensiz değil. İki futbolcu, bir ressam, bir pilot, iki denizci ve bir kedinin heykelleriyle karşılaşmak semtin ruhu hakkında önemli bir ipucu veriyor. Kalamış böyle renkli, böyle sanatçı, böyle maceracı insanların yaşadığı bir yer oldu her zaman. Marinadaki yelkenliler de yalnızca güzel görüntüler vermiyor, semtin denizci ruhunu hissetmenizi de sağlıyor. Marina, balıktan kebaba kadar pek çok seçenek sunan restoranlarla dolu. Sonbaharın tatlı serinliğinde yemek yemek isterseniz rezervasyonsuz yer bulmanız, özellikle hafta sonları zor. Marina’nın yanındaki Kalamış Atatürk Parkı bir başka ortak yaşam alanı. Burada bisiklete binenler, köpeklerini dolaştıranlar, kaykay yapanlar, piknik sepetlerini açanlarla karşılaşıyorsunuz. Kalamış’ın parkları, semtin ruhunun da genç olduğunu hissettiriyor. Bu duygu gençlerin sevdiği rock topluluğu Kargo’nun söylediği, Şebnem Ferah’ın da vokal yaptığı Kalamış Parkı şarkısında da kendini buluyor. Parklarda gençler ağaç gölgelerinde oturuyor, felsefe ya da sinema üzerine tartışıyor, gitar çalıp şarkı söylüyor. Onlara katıldığınızda sizi hiç mi hiç yadırgamıyorlar. 
Marinadan sonra güzel bir yürüyüş rotası sizi bekliyor. Fenerbahçe Parkı’na doğru ilerlerken sağlı sollu şık kafe ve restoranlardan neşeli sesler yükseliyor. Parktan önceki küçük köprünün başında Yeşilçam filmlerinden bir sahneyle karşılaşıyorsunuz. Başrollerinde Ayhan Işık, Belgin Doruk ve Sadri Alışık’ın oynadığı, 1961 yapımı Küçük Hanımefendi filminden bir sahne heykellerle canlandırılmış. Karşılarına konan boş “rejisör koltuğu” oturmanız için sizi bekliyor. Birkaç dakikalığına da olsa bir filmi yönettiğinizi düşünmeniz ne hoş! 
İstanbul’un en güzel manzaralı noktalarından biri olan Fenerbahçe Parkı da gençlik aşısı yapıyor insana. Karşısında Adalar, onlara giden Şehir Hatları vapurları, denize bir inip bir kalkan martılar; öte yanda tarihî yarımadanın silüeti, dans figürleri çalışan gençler, bebek arabalarıyla torunlarını gezdiren nineler… Park, kentin yorucu hareketliliğini ardına alıp dalga seslerine açılan bir kapı sanki. Bir köşesi hayvanseverlerin beslediği kediler ve onların yavrularıyla dolu. Parkın bitiminde ise yelken kulüplerinin tesisleri başlıyor. Denizin üstünü sessiz beyaz kelebekler gibi dolduran küçük optimistçiler ilk eğitimlerini burada alıyor. Onlarsız bir Kalamış düşünmek mümkün değil. Elbette Bedri Rahmi’siz de... Şair ve ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Türk sanatına yelken bezi olmuş evi de Kalamış’ta. Gelini Hughette, torunu Rahmi ve onun eşi Sibel Eyüboğlu 67 yıldır süren yazma geleneğini Mavi Kaplumbağa Sanat Evi’nde yaşatıyorlar. Yılda bir düzenledikleri Kalamış Yazma Şenliği de semtin sanat dünyasında bir nazar boncuğu.
Kalamış’ın bir avantajı da İstanbul’un alışveriş merkezlerinden biri olan Bağdat Caddesi’ne ve Kadıköy Çarşısı’na yakınlığı. Kalamış geziniz, caddedeki mağazalarda, Kadıköy’deki sinema ya da tiyatro salonlarından birinde neden devam etmesin? Ama benim önerim, gün batımını Kalamış’ta karşılamanız. Kıpkırmızı bir güneş tekne direklerinin arasında yitip giderken, çakmaya başlayan Fenerbahçe Deniz Feneri’nin ışığı size Kalamış’ın denizci ruhunun gece saatlerinde de sürdüğünü anımsatacak.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi