HOUSTON, “KOVBOYLARIN VE PETROL KUYULARININ MEMLEKETİ” OLARAK BİLİNİR. AMA BENCE HOUSTON; KÜLTÜR, MUTFAK VE SANAT ANLAMINDA BİR DÜNYA ÇEŞİTLİLİĞE SAHİP. ASIL MESELE NEREYE BAKACAĞINIZI BİLMEK.

Uçağınız Houston’a inerken camdan bakarsanız, altınızda ufka kadar uzanmış devasa bir şehir var sanırsınız. Düz bir silüete sahip olduğundan ufuktaki gökdelen kümeleri, görünüme ilk kez ziyaret edenlerin yönlerini belirledikleri nokta hâline gelmiş. Bu gökdelenler Houston'un merkezi. Aynı zamanda, kentin dış mahallelerine çıkılacak yolculuklar için de ideal bir başlangıç noktası.

Amerikalı ünlü mimar Philip Johnson bir keresinde “Houston benim vitrinim gibi; en iyi yapılarımı ona ayırdım.” demişti. Gerçekten de Houston’ın yüksek ufuk çizgisi Johnson’ın postmodern stildeki en iyi eserlerinin birkaçıyla dünyanın en ünlü mimarlarının imzasını taşıyan çelik ve camdan imal edilmiş mimari harikalarıyla bezeli.

Şehir merkezinin kalbi Discovery Green, insan yapımı çok katlı kanyonların ortasında yeşil bir vaha gibi duruyor. Bu şehir parkı Houston’ın en iyi restoranlarından ve otellerinden birkaçıyla çevrili. Marriott Marquis bunlardan biri. Yerden yaklaşık 30 metre yüksekteki havuz, Teksas’ın kuşbakışı görünümünde ve parka hâkim manzarasıyla göz dolduruyor. Otelin giriş katında yer alan restoran Xochi (sü-çi diye okunuyor) ödüllü Houstonlı şef Hugo Ortega’nın hayranlarına son hediyesi. Meksika’nun Oaxacan bölgesinin mutfağına yer veren restoranda şehrin Meksikalı köklerini tam anlamıyla deneyimlemek mümkün. Şef Ortega’nın elinden çıkan yemekler, bölgenin yoğun ve rayihalı “mole” (mo-ley) soslarıyla tanınan mutfağına hâkim olduğunu kanıtlar nitelikte. Yerel yemeklerin birçok yorumunun yer aldığı tadım menüsünü mutlaka deneyin. Yanında tlayudas istemeyi de unutmayın; odun ateşinde pişmiş tavuk, biftek ve mantarlı bu çıtır tortilla’lar enfes.

Discovery Green’in kuzeydoğusundaki Phenicia Specialty Foods, 50’den fazla ülkeye has yiyeceğin satıldığı bir gurme gıda pazarı ve kendi piknik sepetinizi hazırlamak için ideal bir yer. Bir Fransız bageti, birkaç dilim İtalyan peyniri, salam ve bir avuç Lübnan zeytinini paket yaptırın, Discovery Green’in çimlerine uzanın ve serin bahar aylarında miskin bir öğle molası verin; bu da güzel bir alternatif.

Şehrin dış bölgelerini hızlıca keşfetmek için en iyi araç bisiklet. Houston’s Bicycle adlı bisiklet paylaşım programının Discovery Green’in hemen önünde bir istasyonu var; oradan bir tane alıp Buffalo Bayou Parkı’ndan batıya doğru pedal çevirin. Houston’a “Bayou Şehri” lakabını getiren Bayou adlı küçük nehrin kolları Houston’ı sayısız parçaya bölüyor; bu parkın yanında uzanan suyolu boyunca bisiklet yollarını ve şehir manzarasını izleyebileceğiniz gözlem noktaları yer alıyor.

İstanbul’daki Yerebatan Sarnıcı’ndan ilhamla tasarlanan yer altı su sarnıcı Cistern’e mutlaka uğrayın. Sarnıçta birçok geçici sanat enstalasyonu sergileniyor.

Parkın daha da doğusuna gelince serinletici bir şeyler içmek ve hafif bir ara öğün için Buffalo Bayou manzarasına hâkim, aydınlık ve çağdaş görünümlü restoran The Dunlavy’de mola verebilirsiniz. 

Şehir merkezinin hemen batısındaki Montrose Mahallesi ise restoranları, birinci sınıf müzesi, çeşitlilik arz eden eklektik giyim mağazaları ve antikacılarıyla tanınıyor. Şehir merkezinden taksiyle ya da Uber’le bohemliğe imrenen sanatçılar ve yazarlarla dolu şık kahve dükkânı Brasil’e geçebilirsiniz. İhtiyacınız olan enerjiyi depoladıktan sonra The Menil Collection’a doğru yürüyün. Renzo Piano’nun tasarladığı müze XX. yüzyıl Amerikan yapılarının en iyilerinden biri olarak kabul ediliyor. Alçak tavanlı bu çelik ve ahşap karışımı yapı 1920’lerden kalma bungalovların yer aldığı çevre mahallenin atmosferine uyum sağlayacak şekilde tasarlanmış. Buradaki sanat koleksiyonu, ansiklopedileri aratmayacak kadar kapsamlı; tarih öncesi dönemden günümüze kadar uzanıyor.

The Menil’in hemen yanında Philip Johnson’ın elinden çıkma bir başka yapı olan St. Thomas Üniversitesi’nin modern kampüsü yer alıyor. Rothko Şapeli’yse burada görülmesi gereken bir başka yapı; herhangi bir dinî inancın hizmetinde olmayan bu temaşa alanı saygın ressam Mark Rothko’nun imzasını taşıyan 14 tabloyla dekore edilmiş. 

Montrose’da akşam yemeği için birçok alternatif bulunsa da şu sıralar favorim Houstonlı Şef Ryan Lachaine’ın yeni restoranı Riel. Teksas’taki Körfez Kıyısı bölgesinden lezzetler ve malzemelerle birleştirerek harika yemekler hazırlıyor. Kökleri Ukrayna’ya uzanan, yetiştirilirken de Fransız-Kanada etkisinde kalan şef bu coğrafyaların tatlarını Teksas’taki Körfez Kıyısı bölgesinden lezzetler ve malzemelerle birleştirerek leziz yemekler yapıyor. Tadımlık küçük porsiyonlu yemekler arasında tempura usulü kısaltılmış kimçi soslu karnabahar ve turunçgil ve rezeneyle servis edilen red snapper adlı balıkla yapılan crudo (çiğ sunulan et türü) yer alıyor. Bu yemeğin ardından hem vücudu rahatlatmak hem de Houston’ın keyfini çıkarmak için biraz gezmek lazım.

Metro hattı ya da hafif raylı sistemde kısa bir yolculuk sizi şehir merkezinden güneydeki Müzeler Bölgesi’ne götürecek. Buradaki Güzel Sanatlar Müzesi’nin koleksiyonu, bünyesinde çeşitli kurumlardan alınmış parçalar barındırıyor. Çağdaş Sanatlar Müzesi’nin endüstriyel tasarımları ve ünlü Japon heykeltıraş Isamu Noguchi’nin tasarladığı Cullen Heykel Bahçesi’nin incelikli atmosferinin unsurları bunlardan yalnızca ikisi. Yine hafif raylı sistem güzergâhında yer alan Midtown Arts & Theater Center Houston (MATCH) yerel sanatçıların dans, müzik, tiyatro ve film alanlarındaki performanslarına ev sahipliği yapıyor. The Big Bang Theory dizisinin ünlü Amerikalı aktörü Jim Parsons kariyerine, MATCH bünyesindeki kuruluşlardan biri olan The Catastrophic Theater’da başladı. Parsons da Houston’ın mahiyetine dair mitlerle karşılaşmış olacak ki Visit Houston’ın internet sitesindeki röportajında bu eski kovboy şehri için şöyle diyor: “[…] Houston’da da yaşadım, New York’ta da... New York’ta Houston’da gördüğümden daha fazla at gördüm; Houston’daysa New York’ta gördüğümden daha fazla sanat eseri...” MATCH’e bir blok uzaklıktaki Mai’s Restaurant şehirde kök salan Vietnam mutfağını ve kültürünü temsil ediyor. Burada henüz yemek yememiş olanlar için bir not; bo luc lac adlı sarımsak, soğan, dolmalık biber ve jalapeno biberiyle vog tavada kızartılmış bonfile, en ünlü yemeği.

Houston, ABD’deki en yoğun Asyalı nüfusuna sahip şehirlerden biri ve bu nüfusun büyük bir bölümü şehrin en batı ucundaki Bellaire Bulvarı boyunca uzanan Çin Mahallesi’nde toplanmış. Şehir merkezinden gitmek için araç kiralamak gerekse de mesafeye kesinlikle değiyor. Gezmeye devasa Hong Kong Alışveriş Merkezi’nden başlayın; buradaki sayısız tezgâh ve gıda pazarı arasında dolaşırken kendinizi gerçekten de Hong Kong’da gibi hissedeceksiniz. Çin Mahallesi’ndeki ziyaretinizi sokağın karşısındaki Crawfish & Noodles restoranında noktalayın. Viet-Cajun tarzı kerevitler haşlanıp tereyağlı ve sarımsaklı leziz bir sosa batırılarak servis ediliyor. Bu yemek Houston’ın uzun yıllardır benimsediği Asya mutfağı ile Cajun kültürünün baskın olduğu doğudaki Louisiana kentinin deniz ürünleri geleneklerinin harika bir füzyonu. Aynı zamanda Houston’ın çok kültürlü yapısının küresel etkilerini Teksas'ın ve Körfez Kıyısı’nın yerel gelenekleriyle nasıl bir araya getirdiğinin de mükemmel bir kanıtı.

 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi