KAPADOKYA GİBİ BİR YER BULMAK NEREDEYSE İMKÂNSIZ. HELE BENİM GİBİ DAĞ BİSİKLETİ MERAKLISIYSANIZ SADECE EŞSİZ COĞRAFYASINDA DEĞİL, DERİN TARİHΔ VE KÜLTÜREL MİRASINDA DA PEDAL ÇEVİRECEK BENZERSİZ BİR ROTA BULMUŞSUNUZ DEMEKTİR.

Yirmi küsur sene önceydi; ilk kez, fotoğrafçı bir arkadaşımın çektiği karelerde gördüğüm Hobbit diyarını andıran bu coğrafyanın büyüsü hayal gücüme sirayet etmeye başladı. 

Peribacalarının ve mağaralarda yaşayan insanların hikâyelerini anlatıp bölgenin dağ bisikleti için ne kadar elverişli olduğundan bahsettikçe gözleri parlıyordu.

O günlerde internetteki içerikler hayli az, olanlar da epey zayıftı. Dolayısıyla Kapadokya’ya dair araştırmam biraz zayıf kaldı ve keşif planlarım ertelendi. Ama dört sene önce katıldığım Türkiye Bisiklet Turu’ndaki tesadüfi bir tanışma beni tozlu ve rüzgârlı bir akşamda Uçhisar’a taşıdı.

Alacakaranlık ayazına rağmen bu bölgenin tanımlanamaz bir albenisinin olduğunu anlamıştım. Görünmeyince daha da cazip gelen birçok şey gibi beni etkisi altına almıştı. Daha sonra tekrar tekrar beni kendine çekti ve çekmeye devam edecek gibi görünüyor.

Volkanik bir geçmişi olan bu yarı kurak coğrafyaya dair efsaneler MÖ yaklaşık 2000’lere dayanıyor. Asırlar boyunca nice medeniyetlerin ve kültürün yerleştiği, yönettiği, uğruna savaştığı ve el üstünde tuttuğu Kapadokya’nın hem coğrafyasında hem de kültüründe yer edinen bu geçişler, günlük hayatın her alanına yansıyan belirgin izler bırakmış.

Doğu ve Batı’yı birbirinden ayıran Orta Anadolu’nun tam ortasında yer aldığını düşününce, Kapadokya’nın neden böylesine çeşitli bir dokuya ve büyük bir öneme sahip olduğunu anlamak pek de zor değil. 

Antik dönemdeki farklı kültürlerin birbirleriyle kaynaşma noktası ve ticaret merkezi olan bölgeye tarih içerisinde birçok medeniyet ve dinî topluluk sığınmış; onların izlerini bugün ünlü mağara alanlarında ve yer altı şehirlerinde görüyoruz. 

Bu yapılar sert ve doğal yollarla korunan sığınaklardı. Bölgenin bu özellikleri yerel halkın hoşgörülü, değer bilen ve güçlü insanlar olmasını sağlamış.

 “Doğu ile Batı’nın buluşma noktası Kapadokya onlarca medeniyeti ağırlamış bir yer.” diyor Uçhisar’daki Kale Konak Otel’in sahibi Abdullah Güney. “Bu kültürlerin hepsinin bıraktığı izlerin eş zamanlı deneyimi bu havzayı ve buranın insanlarını Türkiye’nin diğer yerlerinden daha farklı kılıyor.”

Bölgenin tarihî başkentleri Nevşehir ve Kayseri’yi, Göreme-Uçhisar-Avanos altın üçgenini kapsayan ve içinde çok çeşitli yapılar barındıran Kapadokya’nın giriş kapıları olarak görebiliriz. Bu iki başkent şimdi modern bir çehreye sahip ama biraz daha derine iner ya da merkezden uzaklaşırsanız geçmişe uzanan birçok iz bulabilirsiniz. Bölgenin kökenini ve geleceğini tüm incelikleriyle anlamak açısından her iki şehir de ayrı ayrı birer ziyareti hak ediyor.

Kapadokya’nın etrafının, mevsimlerin geçişiyle birlikte belli belirsiz solup açan bir "kırkyama halı" gibi duran manzarayla sarıldığını göreceksiniz. Biraz daha yaklaşırsanız bölgenin kimliğine işlemiş sayısız vadiyi ve sarp kaya oluşumlarını görebilirsiniz.

Bu vadiler farklı kasabaları birbirine bağlayan coğrafî damarlara benzerler ve doğa harikası kümeler oluştururlar. Dahası, dağ bisikleti ve dağ yürüyüşü konusunda en iyi ve en gerçeküstü deneyimleri sunan rotalar da buradadır, hem de azımsanmayacak sayıda… Bu imkânı dünyanın başka herhangi bir yerinde bulamazsınız. 

Vadiler kurak görünse de bölgede çok sayıda yer altı su kaynağı bulunuyor. Doğal sulama, korunmuş alanları ve zemini daha verimli hâle getirerek asırlar boyu süren çiftçilik geleneğini ayakta tutuyor. Turizmdeki ününe ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde koruma altına alınmasına rağmen bu turistik şehrin günlük hayatından kopmaması yerel kültürün devam ettirilmesi açısından iç rahatlatıcı bir durum.

Halı dokuma ve düzenli tarım, seramik üretimi gibi geleneksel geçim kaynakları bugün daha az tercih ediliyor olsa da ekonominin ana kaynağı olan turizmin büyümesi yerli halkın zanaat anlamında yenilenmesine ve daha üst bir refah seviyesine yükselmesine kapı açtı. Bu, Kapadokya’nın uzun yıllar süren geleneksellikten modernliğe adaptasyonuna verilebilecek en iyi örneklerden.

Yüksek bir noktada bulunan içi oyulmuş kaya kalesi Uçhisar, şehrin ufkunda yükselirken Arnavut kaldırımlı, dolambaçlı sokaklar sizi kısmen yazılmış bir tarih kitabının sayfaları arasında gezintiye çıkarıyor. Her şeyden önce harika bir kuşbakışı manzara sunan bu rotayı bisikletle ya da yaya olarak takip ederseniz diğer kasabaların vadilerine ve bölgenin ana ziyaret bölgelerine ulaşabilirsiniz.

Kapadokya’daki sayısız vadi hayal gücünün gerçekliğe bürünmüş labirentlerini andırıyor. Nefes kesici güzellikteki kaya oluşumlarını ve bir o kadar da etkileyici manzaraları tam anlamıyla idrak etmek zaman zaman zorlaşıyor.

Turist sezonunun yoğunluğunda bile kasabalardan ve “biçimlendirilmiş” alanlardan birkaç dakikada uzaklaşarak yalnızca size ait bir dünyaya varabilirsiniz. “Bazen doğanın içinde kaybolup gidiyorum; dünyanın bu köşesinde stres asla var olamazmış gibi geliyor.” diyor Abdullah Bey bu vadilerdeki keşiflerimi doğrularcasına.

Mağaraların bazılarını dükkân gibi kullanan satıcıların sunduğu taze sıkılmış bir bardak portakal suyu daima elinizin altında. Biraz daha ilerlerseniz eski bir mağara kilisesine rastlayabilirsiniz. Yüzyıllar boyunca burada neler olup bittiğini ve insanların yalnızca taşı oyup yapıları kurmak için değil, gözden uzak bu bölgede bir hayat kurmak için besledikleri hudutsuz tutkuyu hayal etmek oldukça güç.

Peribacaları bölgenin en ünlü unsurları; bu yüksek doğal yapıları bölgenin birçok köşesinde görmek mümkün. Bazısı eve ve otele dönüştürülse de bazıları (özellikle de Aşk Vadisi’ndekiler) büyüleyici güzellikleriyle kümeler hâlinde öylece duruyor. Gün doğumunda sıcak hava balonu turuna çıkmak Kapadokya’nın olmazsa olmazlarından. Uzaktaki görkemli Erciyes Dağı’nın volkanik tepesinin uyanışına tanık olmaksa tarif edilemez bir duygu. Kış aylarında bu seyre, zirveyi örten karlar da dâhil oluyor.

Yer altı şehirlerinden birini ziyaret ederek deneyiminize üçüncü bir boyut ekleyebilirsiniz. Bu yer altı harikalarından belki de en ilginç olanı Kaymaklı sizi kesinlikle kendine hayran bırakacak.

Yerde, yerin altında yürürken; gökyüzüne süzülürken ya da vadileri, kasabaları, mağaraları gezerken… Kapadokya’da görecekleriniz hayal gücünüzde kıvılcımlara, kalbinizde de küçük çırpıntılara dönüşecek. Cazibesiyle sizi kendine bağlayacak, bir defa değil benim gibi birkaç defa daha ziyaret etmek isteyeceksiniz buraları.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi