İNSAN YAŞADIĞI DÜNYAYI BELGESELLERİ İZLEYİP HAYVANAT BAHÇELERİNİ TURLAYIP GEZEREK TANIMAKLA YETİNMEMELİ; KISA KEŞİFLERLE ONUN DİĞER GÜZELLİKLERİNE VE TATLARINA DA BAKMALI…

“Afrika uzaktır, gitmesi kalması zordur.” klişesine kulak asmayıp bir uçak bileti almış, Ngorongoro’da bir foto-safariye katılarak mart ayını Tanzanya’da geçirmiştim. Çünkü bu günlerde Afrika’nın vahşi doğası hareketlenir. Hayvanların göç ve yavrulama mevsimiyle birlikte, yaşadığı dünyanın gizemli yanlarını merak edenler için eşsiz bir tanıklık fırsatı doğar. 

Masai kabileleri de pek bilmediğimiz hayatlara dair kesitler sunar.

 

Ngorongoro Krateri, UNESCO Dünya Mirasları Listesi’ne girmiş ve Afrika’nın en ünlü parklarına sahip Tanzanya’da safari meraklıları için markalaşmış bir bölgedir. Ayrıca Kenya’daki Masai Mara yerlilerinin de yaşam alanıdır. Ama hikâyemizin asıl kahramanı hayvanlar olduğuna göre önce onların yaşamlarına bakalım. 

 

Şubat ve mart ayları Tanzanya’da yağışlı mevsime denk gelir. Bu mevsimde gnular (öküz başlı Afrika antilopları) doğum yapmak için Serengeti’nin kısa otlu duzluklerinde toplanırlar. Doğumdan sonra milyonlarca gnu, yüz binlerce zebra ve daha birçok hayvan, Kenya topraklarındaki Masai Mara’ya doğru zorlu bir yolculuğa çıkar. Yağmurların dinmesiyle başlayan kuraklık, hayvanları göçe sürükler. Taze otlak bulmak için Serengeti’den çıkan sürülerin bir bölümü timsahların ve diğer etoburların dişleri arasında bu dünyadan da göçüp gider ki, safaride böyle kanlı mücadelelere şahit olabilirsiniz. Vahşi doğa ve bu göç, insanlar için başlı başına bir merak kaynağı olduğundan dünyanın tadını çıkaran müreffeh gezginler marttaki yavrulama dönemi ve bunu izleyen haftalarda başlayan Büyük Göç’e tanıklık edecekleri lüks foto-safarileri kaçırmaz. 

 

İşte Ngorongoro da bu safari alanlarından biridir. On binlerce hayvanın yaşadığı kocaman bir kâseye benzer, yani kelimenin tam anlamıyla vahşi hayvan popülasyonunun yaşam alanıdır. Burada konforlu, geniş, yanları ve üstü açık fakat demir parmaklıklarla korunaklı hâle getirilmiş 4x4 araçlarla çıkılan sabah safarisinde, Afrika’daki vahşi yaşamın beş starı olan -ki buna Büyük Beşli de derler- gergedan, fil, bufalo, aslan ve leoparları görüp fotoğraflayabilirsiniz. 

 

Buraları gezmenin bir başka güzel tarafı da insanoğlunun farklı yaşamlarına şahitlik etme fırsatı vermesi… Ben yerel halkın yaşadığı kraterdeki Masai köyünü de gezdim. Sığır dışkısı, kil, saman, kül ile sıvanmış 5-6 m2’lik iki göz odalı evlerinin yanında hayvanları için bir ağıl bulunuyor. En önemli geçim kaynakları olan hayvanlarını geceleri vahşi hayvanlardan korumak için köyün ortasında barındırıyorlar. Yarı göçebe bir hayat süren bu renkli halkın çok basit bir yaşamı, sıcak ve eğlenceli bir karakteri var. Belki bir daha böyle bir şansım olmaz diye sığır otlatan, eli mızraklı ve kıyafetleri renkli Masai yerlileriyle epey bir fotoğraf çektirdim. Burada fotoğraf çekerken fil, su aygırı, bufalo, siyah gergedan, çita, sırtlan, zebra, antilop gibi bir davetsiz misafirin de çerçeveye girmesinin keyfini yaşadım. 

 

Aklından Afrika’da bir tatil geçirenlere diyebilirim ki, şimdi en uygun zamandasınız. Göç nedeniyle şu sıralar bölgede lüks konaklama seçenekleri arttığından birçok şeyi kendi zevkinize göre şekillendirebilirsiniz; safaride, doğanın tam ortasında, özel koruma alanında kalırsanız lüks çadır kamplarında otantik bir keyif yaşarsınız. Yok eğer daha fazla konfor ve güvenlik arayanlardansanız kulübe veya bungalov tarzı ahşap müstakil oteller (lodgelar) sizi bekliyor. Ben sekiz lüks çadırdan oluşan Asilia Highlands’i tercih ettim; beklentimin üzerinde bir deneyim sağladı. Uçsuz bucaksız düzlüğün ortasındaki çadır kamplarının lüks imkânları çevreyle bir zıtlık içinde olsa da insana mutluluk ve güven veriyor. Hem güzel bir akşam yemeğine oturmak hem de çadırın ön taraftaki terasından bitip giden günü, geceye hazırlanan hayvanların ürkek hareketlerini izlemek gibi benzersiz deneyimler yaşamak harika bir duygu. 

 

Gün batımında düzlükler portakal rengine büründüğünde, “Dünyanın başka hiçbir yerinde gün böyle güzel batmıyor.” diye düşünebilirsiniz… Yatağa uzanınca ertesi günün hangi güzellikleri, macerayı ve gizemi getireceğinin merakıyla uykuya dalıyor insan. 

 

Yemyeşil düzlüklere bakan terastan hayvanların güne tantanalı başlayışına ve doğal ortamdaki yaşamlarına tanıklık edebilmek için sabah güneşin doğuşuyla uyanmak lazım. Önce güzel bir kahvaltı, sonra da özel araçlarla Serengeti’de foto-safari… 

 

Evet,  gnular doğum yapmak için buradaki kısa otlu düzlüklerde toplanmaya başladılar. Yaklaşık yarım milyon yavruyu dünyaya getirip yola koyulacaklar. Onlarla birlikte zebrasıyla, ceylanıyla 1,5 milyon hayvan, su bulmak için 1000 km’lik zahmetli ve uzun bir yolculuğa çıkacak. Bütün bunları görmek sadece bir uçak biletine bakıyor. 

 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi