CİHANGİR SEMTİ KENDİNE YENİ BİR DÜNYA KURDU; GÜNDÜZÜ SAKİN, GECESİ COŞKULU. BİNALARI ESKİ, ALTTAKİ DÜKKÂNLARI PEK TRENDİ! YERLEŞİK HALK SÜKUNET, ZİYARETÇİLER ÇEŞİTLİLİK TALEBİNDE. SOKAKLAR TENHA, MEKÂNLAR KALABALIK.

Taksim ile İstiklal Caddesi sanat ve kültür dünyasının sıkı takipçilerini, alışverişe çıkanları ve gezip eğlenmeyi bilenleri kendine çekerek şehrin en popüler ve hareketli yeri olmayı her zaman başardı. Dahası o kendine has atmosferinden yan komşusu Cihangir’e de parçalar üfleyerek gardını daha da güçlendirdi. 

Yıllardır Cihangir’e gider dolaşırım ama şimdi de yazma vakti gelmiş… Bu yüzden Taksim Meydanı’na açılan Sıraselviler Caddesi'ne bir kez daha dalıyorum. 600 metre kadar sonra Defterdar Yokuşu ismini alarak Tophane’ye kadar inecek olan bu cadde, Cihangir’in omurgası sayılır.

Girişte Ayia Triada Kilisesi, Zapion Rum Kız Lisesi, Belçika ve Romanya konsolosluk binaları ile başlayan cadde, iki yanında çoğunluğu yaşı 100 civarında olan eski, heybetli ve cumbalı bitişik nizam apartmanlarla devam eder. Bu nedenle Sıraselviler Caddesi, İstanbul’da nadir karşılaşılabilen bir görüntü oluşturuyor. Solda, Cihangir Mahallesi tarafında kalanlar bence en gösterişlileri.  Belli ki mimarlar en güzelini yapmak için sıkı bir yarışa girişmişler. 

Bu apartmanlar XIX. yüzyılın sonlarından itibaren inşa edilmeye başlanmış. Öncesinde ise yangınla yok olan ahşap yapılar devri var. Kaynaklar bu bölgede Osmanlı yerleşiminin Cihangir Camii ile başladığını, daha sonra eklenen sıbyan mektebi, tekke gibi yapılarla mahalleleşmeye geçildiğini anlatır. Fakat yangınlar ve zaman, ahşap olan bu ilk yapıları yok ettiğinden o günlere dair bir iz kalmamış. XIX. yüzyılın sonlarında Beyoğlu civarındaki büyükelçiliklerin ve modernleşmenin tetiklediği dönüşüm, Cihangir’de İtalyan ve Rum mimarların elinden çıkan Art Deco apartmanlarla vücut bulurken semt çoğunlukla gayrimüslimlerin ve yabancıların yaşadığı kalabalık bir yerleşke hâline gelmiş. Sonra onlar da gitmiş ve semt profilinde dalgalanmalar başlamış. 

Biz 20 yıl öncesine kadar Sıraselviler Caddesi'nden uzak dururduk. O yıllarda Taksim’deki eğlence yerleri nedeniyle bozulan sosyal doku Cihangir’i topyekûn marjinal bir bölge olarak hafızalara yerleştirmişti ama 2000'li yıllarla beraber o günler geride kaldı. Şimdi karşımızda yıldızı parlayan bir semt var. 

Sıraselviler üzerinde yer alan Romen Kültür Merkezi, Mixer Sanat Galerisi, Pera Sanat Galerisi, Erciyes Kitabevi/Kafe gibi mekânlar ve otele dönüştürülen eski binalar bu cadde kadar Cihangir ve çevresindeki değişime de işaret ediyor. 

Yaşlı binalar arasında genç insanlar dolaşıyor; buralar artık onların mekânı. Caddenin girişinde, vitrininde “kovboy çizmeleri” yazan küçük bir ayakkabıcı var; Cihangir’e beş yıl önce gelmiş. Çizmeleri kendileri üretiyorlar. Elinde falçatayla deri kesen uzun saçlı Erdal ustaya soruyorum; bunları hâlâ giyen var mı? “Var kardeşim, bu çizmeleri giymek moda falan değil… Tutkudur.” Bu kesin cevap Cihangir’e de ışık tutuyor. 

Yazarlardan sinema ve televizyonun ünlü simalarına, meraklı öğrencilerden turistlere, gerçek veya stajyer hipsterlerden antika meraklılarına kadar her kesimden, her akımdan bireylerin şöyle bir uğradığı ya da müdavimi hâline geldiği mekânlar bu caddenin ardındaki sokaklara serpilmiş durumda. 

Arslanyatağı Sokak'a sapıp Cihangir Caddesi’ne geçiyorum. İçinde Beyoğlu Belediyesine ait Cihangir Sanat Galerisi’nin bulunduğu park sayesinde burası için civardaki en geniş cadde diyebilirim. Restoran ve kafeleriyle öne çıkan cadde, Cihangir’in bu yakasında çıtanın daha yüksek olduğunu hissettiriyor. Son yıllarda mahalleye rağbet arttı. Özellikle sanat çevrelerinin mesken tutmasıyla Cihangir’in cazibesi artarken restoranları, kafe ve pastaneleri de çoğaldı. Ayaküstü sohbet ettiğim bir semt sakini, “Cihangir’i tanıtacaksanız reklam broşürü gibi yazmayın, sürekli kalabalıklaşıp ticarî bir bölgeye dönüşüyoruz.” şeklinde bir notla bitirdi sözlerini. Semtin mahalle atmosferini korumak istiyorlar. 

Havyar Sokak, Bakraç Sokak, Altın Bilezik, Anahtar, Matara, Batarya, Susam hatta Pürtelaş Sokak gibi sevimli isimler taşıyan sokakları dolaşarak ilerliyorum. 100 yıl önceki görünümünü koruyan bakımlı; yeşil, bej, somon veya pembe boyalı eski apartmanlarda dostluklar da eski. Geçtiğimiz yıllarda yine buralarda gezerken sokakta koyu bir sohbete dalmış sokak sakinlerini, arabaların üstünde uyuklayan kedileri gördüğümü hatırladım ve “Reklam yapma.” diyenlere hak verdim. 

İlerideki köşede bir çeşme görünüyor, zaten adı da Köşe Çeşme. Bol yokuşlu Cihangir, tepelik bir yerde kaldığından su ihtiyacını karşılamak için vakti zamanında epey çeşme yapılmış ama ara ki bulasın. Merdivenler ise mecburen yerli yerinde, hâlâ sokakları birbirine bağlıyor. Çeşmenin bulunduğu Susam Sokak'ın devamı semte ismini veren ve şimdi üç tarafı binalarla kaplandığından bulunması zor olan Cihangir Camii’ne gider ama restorasyon var, içeri giremiyorum. 

Çeşmenin yanındaki manav, 57 yıldır burada olduğunu söylüyor. "Ne değişti?" diye sorduğumda “İnsanlar ve dükkânlar.” deyip bir detay veriyor: “Burada bir sürü lokanta açıldı ama semt halkı yemeğini evde yer.”  Sokaklardaki vegan dükkânların yanına manavı da ekleyince trendleri yakalıyorum.

Fındıklı yamacındaki bu cami Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşındayken vefat eden oğlu Cihangir için Mimar Sinan'a yaptırdığı cami değil, onun yeniden yapılmış hâli. Bahçesinden Boğaziçi manzarası ve Topkapı Sarayı görülür. Ve ne hazindir ki bu cami, genç şehzadenin hayattayken saraydan manzarasını izlediği yerdedir. Zarif mabedin bahçesi hem semt halkının hem de gelip geçenlerin uzun uzun oturup Boğaz manzarasını seyre koyulduğu küçük bir seyir terası gibi, açık olsa akşama dek kalırdım hani.

Yola devam... Akarsu Caddesi beni önce Orhan Kemal Müzesi’ne, sonra da Firuzağa Camii’ne götürecek. İşçi, köylü ve mahkûmların hayatından romanlar çıkaran, birçok eseri sinemaya aktarılan Orhan Kemal için açılan üç katlı müzede kitaplık ve İkbal Kahvesi adlı kafe de bulunuyor. Yazarın özel eşyaları, Ara Güler’in çektiği fotoğrafları, kitaplarının orijinal ilk baskıları, daktilosu ve çalışma odasına ait eşyaları sergileniyor. 

 

Buradan Sıraselviler’in isim değiştirip Defterdar Caddesi'ne döndüğü yere, Firuzağa Camii'ne uzanıyorum; yakınlarında son zamanların moda yerlerinden kafeler var. Cebimde ise Oba Sokak’taki Küçük Kurabiye Dükkânı’ndan sizden gizlice aldığım nefis elmalı kurabiyeler… O da bitince Tophane’ye mi inilmeli, Beşiktaş’a mı kaçılmalı, yoksa az ötedeki Çukurcuma’da antikacıları dolaşıp oradan Tünel’e mi geçilmeli? Hepsinin ortasında ve yakınındayken karar vermek zor.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi