Dünyanın ilk yazılı anayasası, kadın hakları ve gelişmiş adalet sistemi ile Anadolu'nun en önemli uygarlıklarından biri olan 5 bin yıllık Hitit Uygarlığı, Anadolu medeniyetlerine meraklıların ilgisini çekiyor ve bu kadim uygarlığa ev sahipliği yapan Çorum’u da cazibe merkezi hâline getiriyor. 

 

Hitit Uygarlığı’nın bunca gelişmişlik içinde olmasının sebebi M.Ö. 3000 yıllarında bu bölgelerde sorunsuz, savaşsız, uluslararası ilişkileri ve ticareti gelişmiş Asurluların Pontus dağlarıyla Kapadokya bölgesi arasında Kızılırmak'ın güneyinde kalan Kaneş kentini ticaret merkezi olarak seçmeleri olmalıydı. Bugün Kayseri ili sınırları içerisinde kalan ve Kültepe olarak anılan bu bölgede yaşayan insanlara Hattiler dendiğini, M.Ö. 2500’lerde de Hatti Ülkesi'ne daha önce burada yaşamayan başka insanların yerleştiğini, bölgede bulunan kil tabletlere yazılmış raporlardan öğreniyoruz. Asurlulardan okuma-yazma öğrenmiş, gelişmiş bir ticaretin tam ortasında yer alan Hattilerin arasına katılan bu yeni insanlar ustalıklarını sergiledikçe daha da yer ediniyorlardı. Hattuşa'da kurulan Eski Hitit Krallığı'nın da temelleri böylelikle atılıyordu.

Çorum'un 82 km güneybatısında yer alan Boğazkale ilçesinde yer alan Hattuşa’daki ilk gelişme döneminin büyük bir yangınla sona ermesi M.Ö. XVIII. yüzyılın sonlarında Kuşşara Kralı Anitta zamanına rastlar. Ardından M.Ö. 1700’ün başlarında yeniden yerleşime açılan Hattuşa, M.Ö. 1600’lerde yine Kuşşara kökenli I. Hattuşili tarafından Hitit Devleti’nin başkenti ilan edilir. Bundan sonraki 3 yüzyıl boyunca 2 km genişliğindeki bu şehir saray, tapınak ve evlerden oluşan mahallelerle donatılır. İkinci gelişme dönemine rastlayan bu zamanda 3 önemli Hitit kralının etkisi büyüktür. III. Hattuşili, oğlu IV. Tuthaliya ve onun da oğlu II. Şuppiluliuma. M.Ö. 1190’lı yıllara rastlayan torun II. Şuppiluliuma’nın son dönemlerinde ortaya çıkan ekonomik sıkıntılar ve iç karışıklıkların artması Hitit Devleti’nin sonunu getirir. 

Bu tarihten sonra Anadolu’da Hitit kültürü etkisini kaybetmeye başlar. Bunun da sebebini, süregelen Hitit kültürünün halka mâl olmayıp, yalnız saraya ve dar bir aristokrasi çevresinde sınırlı kalmasına bağlar Anadolu kültür tarihinin en önemli arkeologlarından biri olan Ekrem Akurgal. Bundan sonraki 400 yıl boyunca terk edilen Boğazkale’ye M.Ö. VIII. yüzyıl ortalarında Frigler yerleşir. Ardından gelen Helen ve Roma dönemlerinde Hattuşa küçük surlarla çevrili bir beylik merkezi olur, Bizans döneminde ise bir köy hâlini almıştır artık. 

Çorum'un ilçesi Boğazkale, Hattuşa’nın M.Ö. XIII. yüzyılda kurulan ve “Yukarı Şehir” olarak bilinen, tapınak ve kutsal alanlardan oluşan bölümüdür. Etrafı surlarla çevrili şehrin Sfenksli Kapı, Kral Kapısı, Aslanlı Kapı ve Yer Kapısı ile birlikte biri yıkılmış toplam 5 kapısı bulunur. Hattuşa’nın en önemli ve beni de en çok heyecanlandıran bölümü, Antik Kent'in girişinde Yazılıkaya olarak bilinen, kayalara oyulmuş kabartmaların bulunduğu, boğazdan geçip vardığınız genişçe ve üstü açık, kayalarla çevrili iki odadır. 

Hititlerin yeni yıl bayramlarında, ölü gömme törenlerinde, ucunda güneş kursları bulunan ve yere vurdukça ses çıkaran asaları taşıyan rahip ve rahibeler, arkalarında kral ve kraliçe ve en arkada da halk tören yolundan yürüyerek bu odaların bulunduğu yere gelirmiş. Ayrıca halk da işlerinde başarı, sağlık, uzun ömür, bolluk ve bereket için tapınaklara gider, tanrılara yiyecek ve hediye sunarmış. 

B Galerisi denilen odanın duvarlarında toplam 64 tane tanrı ve tanrıça kabartması bulunuyor. “Bin Tanrılı Halk” adıyla anılan Hititlerin önemli tanrı figürlerini tek tek incelemek meraklısına saatler harcatır. İnsan boyundan büyük kazılmış kabartmaların arasında bazıları özellikle dikkat çeker; bir boğanın üzerinde duran baştanrıça Hepat, onun arkasında iki adamın omuzlarında ayakta duran Fırtına Tanrısı, arkasındaki Tahıl Tanrısı, başında sivri külahı ile Hava Tanrısı, başlığında hilal şeklinde Ay taşıyan Ay Tanrısı, omuzlarında kanatları, başında külahı olan Aşk ve Bereket Tanrıçası Şauşka nam-ı diğer İştar… A Galerisi’nin duvarında ise ellerinde orak biçimli kılıçları bulunan 12 tanrı figürü öne çıkar. M.Ö. 1200’lü yıllarda Anadolu’daki büyük kuraklık sonucu oluşan kıtlık nedeniyle kral, Mısır’dan buğday getirtir ve ekinlerin sulanabilmesi için de birçok baraj yapılmasını emreder. Bu figürler suyun bereketiyle şenlenen buğday tarlalarına da adeta bir gönderme yapmaktadır.

Anadolu’nun en eski su yapıları incelendiğinde bunların Hititler döneminde yapıldıkları görülür. Dünyanın en eski ve hâlen kullanılmakta olan ve günümüzde Gölpınar adıyla bilinen barajının Hitit Kralı IV. Tuthaliya tarafından Tanrıça Hepat adına yaptırıldığı, toprak altından çıkan Hitit tabletlerinde yazmaktadır. 

Çorum’un güneyinde bulunan Alacahöyük’ün önemli bir özelliği de ilk dönemlerden itibaren dışarıdan gelen ve buralara yerleşen halkın taş ve demir işçiliğindeki ustalıkları ile ortaya çıkardıkları eserler ve mezar odalarıdır. Alacahöyük tarafında yapılan kazılarda toprağın içinde taşlarla örülü 13 kral ya da prens mezar odası bulunmuştur. Demir ustalarının Alacahöyük'te yaptıkları demir objeler Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve Çorum Müzesi'nin baş tacı eserleri arasında bulunuyor. 

Hititler ile ilgili söylenecek en önemli konulardan biri de kullandıkları dilin Hint-Avrupa kökenli olmasıdır. Tabletler bulunup çözülmeye başlandıkça kullanılan sözcüklerin Avrupa dillerindekilere benzediği görülmüş. Günümüzden 5 bin yıl önce Hititler, tıpkı Sümerler gibi yazdıkları belgeleri arşiv ve kitaplık olarak saklamışlar ve kütüphanede korunan tabletlerin konularını, o konunun kaç tablette yazılı olduğunu, yazanın adının bulunduğu listeleri hazırlamışlar. Tabletler çözüldükçe dinsel törenler, bayramlar, kral yıllıkları; antlaşma metinleri ve mektupların yanı sıra destanlar, hikâyeler gibi edebî nitelikte eserler de bulunmuş. 

Hitit Uygarlığı'nın Hattuşa, Boğazköy, İskilip, Alacahöyük bölümlerini üzerinde barındıran, adeta bir açık hava müzesi olan Çorum, kent içi yaşamıyla da son derece hareketli. Çeşitli ülkelerden Hitit Uygarlığı’na ilgi duyan yabancı misafirleri ağırlayan Çorum, sayıca azalsa da konakları, Osmanlı döneminden kalan cami ve türbeleri ile mutlaka görülmesi gereken kentlerimizin başında geliyor. Gitmişken sadesinden susamlısına, çikolatalısından baharatlısına 64 çeşit leblebisini ve Çorum’a özgü keşkeki, çatal aşı çorbası, borhani ve İskilip dolmasını da tatmadan dönmeyin. 

 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi