İSTANBUL, GÜNLÜK HAYATIMIZIN KOŞTURMACASINDA YA DA DAR KAPSAMLI ŞEHİR TURLARINDA GÖZÜMÜZDEN KAÇIRDIĞIMIZ BİR DETAY SAKLIYOR: BİZANS DÖNEMİNDE ŞEHRİN HATTA DÜNYANIN MERKEZİ OLAN “MİLİON TAŞI”.

Roma İmparatorluğu’nun altın yıllarını yaşadığı zamanlarda Forum Romanum, Akdeniz dünyasının merkeziydi. Bu merkezin tam ortasında ise, dünyanın sıfır noktası olarak kabul ettikleri “lapis niger” adını verdikleri ve siyah taş anlamına gelen bir taş vardı. Roma’nın övünç kaynağı ve gücünün yegane temsilcisi olan haşmetli yolları lapis niger’den başlayıp, İtalya ve Arnavutluk üzerinden İstanbul’a, oradan da Anadolu, Suriye ve Orta Asya’ya kadar uzanırdı. Antik dönemin ilk otobanları olan bu yollar askerleri, insanları, kültürü ve sanatı transfer ediyordu. M.S. 3’üncü yüzyılda Konstantin, Bizans İmparatoru olunca İstanbul Roma’nın merkezi, yine o dönemde Bizans Sarayı’nın yakınlarına abidevi bir mimariyle inşa edilen ama günümüze sadece “Milion taşı” adıyla küçük bir parçası ulaşabilen yapı da dünyanın merkezi yani sıfır noktası oldu.

ROMA’YA GALİP İSTANBUL
İstanbul’da yeni Roma’yı inşa etmek isteyen İmparator Konstantin, dünyanın merkezini Roma’da bırakamazdı. Bu nedenle Bizans Sarayı’nın hemen karşısına Tetrapilon (küp planlı ve her yüzünde bir kapı bulunan yapı) mimariye sahip bir anıt inşa ettirdi. Bu anıtın ortasına da Kudüs’ten getirtilen ve Hz. İsa’nın dokunduğuna inanılan taşı koydurttu. Taşın konulduğu yer artık tüm dünyadaki ölçümler için sıfır noktasıdır! Bundan sonra çizilen haritalar bu yapıdan, Milion Taşı’ndan başladı, mesafeler ona göre belirlenir oldu.

MİLİON TAŞI NEYE BENZİYORDU?
Çok küçük bir bölümü bugüne ulaşabilen Milion Taşı’nı çevreleyen anıt, tetrapilon mimarisiyle yapılmıştı ve yıldız, gökyüzü resimleriyle süslenmiş kapalı bir kubbeye sahipti. Anıtın taban kısmında ise büyük ihtimalle Konstantin heykeli ve annesi Helena’nın büstü bulunuyordu. Hemen yanında da İstanbul’u koruduğuna inanılan Tyhce’nin heykeli vardı. Milion taşının yeri de çok önemlidir. Anıt, Agustus Meydanı adı verilen meydanın kenarında bulunmaktaydı. Yani Çemberlitaş’a kadar giden sıra sütunlu Mesa yolunun başlangıcıdır Milion Taşı. Ayasofya bir yanda, Bizans imparatorlarının at üzerinde heykelleri öbür yanda, Hippodrom ve Bizans Sarayı’nın bulunduğu bir meydanda yer alıyordu ve dünyanın sıfır noktasını işaret ediyordu.

NEDEN İSTANBUL?
Yrd. Doç. Dr. Alessandra Ricci
Koç Üniversitesi
İstanbul Konstantin’in düşüncesinde ve planlarında klasik bir Hristiyan şehri değildi. Roma’ya meydan okuyan Konstantin yeni bir şehir kurmak istedi, bu nedenle de “Yeni Roma”yı inşaya başladı. İstanbul'u klasik bir monolitik şehir olarak görmedi ve tek rakibi Roma’ydı. Viyana’da bulunan bir harita Roma’nın yollarını gösteren çok değerli bir parçadır. Bugüne kalan parçalarda şanslıyız ki İstanbul’u iki önemli simgeyle görebiliyoruz. Tabula Peutingeriana adı verilen bu parçada İstanbul’un koruyucu tanrıçası Tchyke ve Çemberlitaş’ta bulunan dikilitaşı rahatlıkla görebilirsiniz. Bu harita Milion Taşı’nın önemini de gösterir çünkü haritada kullanılan ölçümler Milion Taşı baz alınarak yapılmış ve düzenlenmiştir.

TETRAPİLON MİMARİ
Mimar Celaleddin Çelik
Adını Yunanca tetra (dört) ve pilon (sütun, sütunlu kapı) kelimelerinin birleşmesinden alan tetrapilon, kadim Roma'nın dört yüzünde birer kemerli kapısı olan dört sütunlu abide tipidir. Genellikle iki ana yol aksının kesiştiği noktalara veya coğrafî merkez olarak vurgulanmak istenen yerlere inşa edilen bu tarz anıtlar, dört yöne açılan kapılarıyla kesişimi ve devamlılığı ifade eden estetik ve sembolik yapılardı. Kesişen iki doğru veya doğru parçası, zaten İsa öncesi dönemden Latin haçına kadar oldukça önemli bir figürdür. Mimarlık tarihinde mekânın ve yapısal kurgunun temeli “dört köşe” olmuştur. Antik dönemin bir mirası olarak tetrapilonlar üçleme (teslis) yerine dörtlü sembolizmi ile güçlü bir merkez vurgusu yapan, Roma zafer taklarının bir alt tipi olarak sınıflandırılan anıtlardır.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi