“BEYAZ USTA SİYAH ÇIRAK”, “KERİME” VE “SON HASAT” GİBİ YOĞUN İLGİ GÖREN DÖNEM ROMANLARININ YAZARI BAHADIR YENİŞEHİRLİOĞLU İLE YAZMA SERÜVENİNİ KONUŞTUK.

S:Yazma serüveniniz nasıl başladı?
C:Hukuk eğitimi aldım ve uzun yıllar bu mesleği sürdürdüm. Ressam olmak istiyordum fakat annem, Paris’e gidip Van Gogh gibi kulağını kesmek yok, sen hukukçu olacaksın dedi ve avukat oldum. Ama avukatlığın bana çok faydası oldu. Sayısız ceza davasına girdim ve kendimi, başkasından duysam “olmaz böyle şey” diyeceğim olayların içinde buldum. Bu nasıl olur diye eve gelip ağladığım olurdu. Hani bazen hiç tanımadığın birine bütün ömrünü anlatmak istersin… Yazmaya da belki bu nedenle başladım.

S:Mesleğiniz gereği insanın karanlık tarafıyla yüz yüze geliyorsunuz. Bu romanınızı besliyor mu?
C:Kesinlikle. Bizatihi kendim yaşamış olmasam bile davalar sayesinde, yaşanmış pek çok olayın içine dahil oluyorum. Yazarken bunlar hep bir fotoğraf olarak önüme geliyor. Kurguladığım bir roman kahramanının travması, tanık olduğum gerçek bir travma oluyor aslında.

S:Seyahati çok sevdiğinizi ve dünyanın pek çok yerini gördüğünüzü biliyoruz. Seyahatler romanlarınızı nasıl etkiliyor?
C:İnsana ait her durumu daha fazla “anlamak” için seyahat ediyorum. Peygamber'in Mekke’den Medine’ye hicretini okuyoruz örneğin. Ancak okumakla hissetmek aynı şey değil. Mesela muhacir olmanın nasıl bir duygu olduğunu anlamak için, Suudi Arabistan’a gittiğimde Özbek asıllı bir Suudlunun kapısını çaldım. Ramazan ayıydı, müştemilatta çalışanların yanında bana bir yer verdi. Hiç arabaya binmedim, önüme ne gelirse onu yedim ve 15 gün öyle yaşadım. Ancak o zaman hissettim muhacirliğin nasıl can yakan bir şey olduğunu.

S:Üçüncü romanınız “Son Hasat” raflarda. Bize biraz “Son Hasat”tan bahsedebilir misiniz?
C:“Son Hasat” Akhisarlı bir tüccarın şizofren kızının öyküsünü anlatıyor. Uzun süre kaldığı akıl hastanesinden Akhisar’a döndüğünde, ailesinin -statülerini korumak için- kendisini evlendirme baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Evlendirilmek istediği kişi de başka birisini seviyor. Fakat o da ailesine karşı gelemediğinden evlilik gerçekleşiyor. Ben okuyucuyu bu dramatik öyküye daha fazla dahil etmek için betimlemeleri metinler arasına şiir olarak yerleştirdim. Okuyucu bu şiirleri okusun ve kendi kursun, hayal etsin, hissetsin istedim. Dolayısıyla pek çok duyguyu damıtıp hülasalarını şiir-düz yazı gibi aktarmaya çalıştım. Bu açıdan benim için de farklı bir teknik oldu.

S:Romanlarınız genelde dönem romanı olarak görülse de karakterleriniz her zaman diliminde yaşayabilecek kadar gerçek. Romanlarınızın “zamansız” olduğu söylenebilir mi?
C:Bu tespitiniz doğru. Yapmak istediğim de bu aslında. Benim roman kahramanlarım bir dönem içerisinde yaşıyormuş gibi görünebilirler fakat onların ruh dünyalarında yolculuğa başladığınızda zamansız olduklarını ve asla bir döneme ait olmadıklarını görürsünüz. Onlar her zaman dilimi açısından gerçektirler ve onları başka kostümlerle arzu ettiğiniz zamanda yaşatabilirsiniz. Söyleyecek sözleri vardır ve sahicidirler. Çünkü ben yazdıklarımı yaşıyorum. Bu kendimden yola çıkarak insanlığın keşfi gibi. Bir serüven benim için ve ben bu serüveni yazarken bütün hücrelerimde hissediyorum. Hissettiklerimin maddeleşmiş hali olarak karakterler şekilleniyor. Her üç romanıma baktığınızda da bu anlamda ortak noktalar bulabilirsiniz. Ben insan denen varlığın labirentlerinde dolaşıyorum ve okuyucumu bu labirentlere çekiyorum. Okuyucularım bu gizemli dehlizlerde dolaşırken aslında insanı keşfediyorlar.

S:Dördüncü romanınız üzerinde çalıştığınızı biliyoruz. Bize biraz ipucu verebilir misiniz?
C:Dördüncü romanımda 48 saatte yaşanan bir öykü üzerinden aşkı yeniden tanımlama çabasına girişiyorum. Aşk iki insan arasına sıkıştırılmayacak kadar güçlü ve evrensel bir duygu ve aşkı felsefi olarak yeniden tanımlıyorum son romanımda.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi