Anadolu’daki ilk İslam üniversitesine ev sahipliği yapan Güneydoğu’nun altın şehri Şanlıurfa, mazisini kıskandıracak günlere GAP Projesi’yle kavuşuyor.

Uçağımız, Şanlıurfa’nın GAP Havaalanı’na doğru inişe geçerken küçük pencereden dışarıya göz atıyor ve “Hani Urfa’nın etrafı dumanlı dağlarla çevriliydi?” diye sormaktan kendimi alamıyorum. Harran Ovası’nın uçsuz bucaksız ve verimli topraklarını bir desen cümbüşüne dönüştüren tarlaların arasından süzülüp havalimanına iniyoruz. Şanlıurfa’nın iki havalimanından biri olan GAP, adını aldığı Güneydoğu Anadolu Projesi’nin lojistik merkezlerinden biri olmak için tasarlanmış ve projenin tamamlanacağı günü iple çekiyor.

Suyla gelen
İlk durağımız olan Atatürk Barajı’na doğru ilerlerken rehberimiz yolun hemen yanındaki tarlalara dikkat çekiyor, “Bunlar fıstık ağacı” diyor ve ekliyor, “Her ne kadar fıstık Gaziantep ile özdeşleşse de aslında Şanlıurfa’da yetişir. Antep sanayici olduğu için bizden alır ve işler fıstığı.” Öğreniyoruz ki, bir fıstık ağacı dikildikten yaklaşık 15 yıl sonra tam anlamıyla mahsul veriyor. Yani zahmetli bir iş. Son dönemlerde gerek bu zahmet gerekse ekonomik koşullar nedeniyle fıstık ağaçlarının yerini elma başta olmak üzere diğer meyve ağaçları almaya başlamış. Fidanların ve ağaçların hemen altından geçen siyah borular, sulamadaki son teknolojilerden biri olan damlama sisteminin bölgede kullanımının arttığını gösteriyor. GAP’ın bölgeyi nasıl bir değişim içerisine soktuğu gerçeği, hangi yöne bakarsanız bakın kendini gösteriyor. Su, toprağa kavuşunca bölgenin kaderi de değişmeye başlıyor.

Suyun başka bir boyutuna, Atatürk Barajı’na varıyoruz. Bu projenin devasa boyutunu anlamak için rakamların çok ötesine geçmek, seyir alanından barajın bendine bir bakmak gerekiyor. İçinde hiç beton kullanılmayan, sıkıştırılmış kil ve bazalttan oluşan bu dev yapı, bugün dünyanın en önemli baraj yapılarından biri olarak gösteriliyor. Tek başına Türkiye’nin elektrik gereksiniminin önemli bir bölümünü karşılayan barajın ürettiği elektrik, bugün İstanbul İkitelli’ye dek uzanan bir şebeke içerisinde dağılıyor. Yaklaşık dört milyar dolara mal olan bu yapı, kaba bir hesapla beş yılda kendini amorti etmiş. Bugün ise çalıştığı her dakika Türkiye ekonomisine katkı, Şanlıurfa’ya da ekonomik destek oluşturuyor. Baraja selam verip akan Fırat’ın suyu, Şanlıurfa Tünelleri sayesinde Harran’a can veriyor.

Halil İbrahim sofrası
Ve Şanlıurfa’da net olarak anlıyorsunuz ki can boğazdan geliyor… Yorucu gezinin ardından nihayet herkesin beklediği yemek vakti geldi çattı. Ufak tefek farklılıklar olsa da Şanlıurfa’da genellikle belli başlı lezzetler masalardan eksik olmuyor. Örneğin acı biber ile karıştırılmış soğan salatası daha sonra yiyeceklerinizin bir ön temsiliymişçesine bu yörenin mutfağının baharat ve özellikle de acı unsurunu sizlere hatırlatıyor. Ardından gelen içli köfteleri taslarda servis edilen ayranla yudumlarken “Kebap için biraz daha bekleyebilirim” diyorsunuz damağınızdaki lezzetin etkisiyle. Ve etler… Patlıcanlı kebap, mucizevî sebzeyi etle bütünleştiriyor. Büyük şehirde yaşıyorsanız ve Urfa kebabının acısız olduğunu düşünüyorsanız, burada sizi tatlı bir sürpriz bekleyebilir; zira Urfa kebabı oldukça acı. Hele ki közlenmiş dolma biber gibi son derece masum ve zararsız duran ama ancak birkaç şanslı kişi için acısını saklayan biberler, lezzetin farklı bir boyutunda gezdiriyor sizleri. Eğer detaycı değilseniz, bir karışık kebap tabağı size fazlasıyla yetecektir. Elbette ki kebabın üzerine ‘cila yapmak’ için, Şanlıurfalıların sabah kahvaltısı niyetine yediği ciğer dürüme de biraz yer bırakmalısınız midenizde. Sadece ciğer mi? Leziz künefeler de en azından tadılmayı fazlasıyla hak ediyorlar. 

Huzur ve dua şehri
Hiçbir kentte görülmeyen ilklere sahip olan Şanlıurfa’nın tarihi efsanelerle örülmüş. İlk kez tek yaratıcıya inanılan yer olduğu söylenen kent, pek çok peygamberin uğrak yeri olmuş. Zalim ve putperest Kral Nemrut’un Hz. İbrahim’i ateşe attırdığı yer, inanışa göre bugünkü Balıklı Göl. İbrahim Peygamber’in doğduğu rivayet edilen mağara ise Mevlid-i Halil Cami’nin avlusunda saklı. Yaygın inanışa göre, Adem ve Havva, cennetten kovulduktan sonra geldikleri Urfa’da, yeryüzünün ilk nar ve gül fidanlarını burada dikmiş. Ayrıca Harran’da kurulan Anadolu’daki ilk İslam üniversitesinin temellerine gül suyu konmuş. Bu yüzden de her yağmur yağdığında şehir gül kokarmış. O dönemde bir astronomi ve bilim merkezi olan yörede, maddenin yapısı ve atom modelleri üzerine en gelişmiş çalışmalar da yapılmış. 

Tüm semavi dinlerin mensupları için kutsal bir ziyaret yeri olan kente, Hz. İsa’nın hastalara şifa dağıtmak üzere geldiği de rivayetler arasında. Urfa’daki kutsal yolu takip etmek için, eski bir Süryani kilisesi olan Ulu Cami’den itibaren Hasan Paşa Camii, Rızvaniye Camii ve Medresesi ile Halil-ür Rahman Camii arasındaki güzergâhta yürümeniz gerek. Şehre bakan Urfa Kalesi’nin içindeki antik sütunların, Hz. İbrahim’i Balıklı Göl’e fırlatan mancınıkların kalıntısı olduğuna inanılıyor. Kentin geçmişine doğru çıkılan yolculuğu çok daha da eskilere götürmek isteyenler için Arkeoloji Müzesi doğru seçim. Kentin tarihini 12 bin yıl önceye ulaştıran Göbeklitepe kazılarında bulunmuş son kalıntıları da burada görebilirsiniz.

Keçe, İsot, bakır
Urfa’ya özgü tüm yöresel ürünlerle karşılaşmak ve kentin karakteristik yüzünü tanımak için en iyi adres, Tarihi Urfa Çarşısı. Osmanlı döneminden kalan tarihi çarşı, iç içe geçmiş labirent sokakları, hanları, kahvehaneleri, avluları ve otantik dükkânlarıyla turistlerin gözbebeği günümüzde. Anadolu’nun en büyük ve eski kapalı çarşılarından biri olan dev pazar yeri; isotçu, kazancı, kınacı, kürkçü, keçeci ve saraçlar gibi pek çok bölüme ayrılmış. Çarşının en gözde zanaatkârlarından biri olan bakırcılar, hâlâ dövme çekiç tekniğiyle çalışmaya devam ediyor. En gözde turistik bakır ürünleri arasında tepsi, ibrik, ‘gümgüm’ denilen yöreye özgü cezve ve duvar süsleri geliyor. Halıdan heybeye, isottan kumaşa, tespihten köstekli saate kadar yöreye özgü zenginlikler arasında gezinirken kendinizi renkler, sesler ve yüzler ambarında hissedeceksiniz. 

Uzun ve keyifli bir günün sonunda, restore edilip otele dönüştürülmüş eski bir Urfa konağında birkaç saatlik dinlenmeye çekilmek bile yorgunluğunuzu almaya yetecek. Doğal yapısıyla yazın serin, kışın sıcak kalabilen bu taş konaklar, iç avlularını çevreleyen dünya güzeli odalarda ağırlıyor konuklarını. Günün finalinde, bir sıra gecesi deneyimi yaşamaya hazırız artık. Yöre kültürünü, müziğini ve yemeklerini tanıtmak için yapılan sıra geceleri, Urfa misafirperverliğinin de doruk noktası. Yer sofralarının çevresine oturulup müziklerin icra edildiği, çiğ köfte yoğrulup yemek eşliğinde uzun sohbetlerin yapıldığı yöreye özgü bir eğlence türü olan bu geceler, Urfa seyahatinizi unutulmaz kılan etkinliklerden sadece biri olacak. Deneyin, bize hak vereceksiniz!

MİRKELAM müzisyen/“URFA’NIN KONAKLARI MEŞHURDU”
“Urfa’nın köklü ailelerinden birine mensup olduğum söylenir, doğrudur. Bağdat seferi sırasında Sultan Dördüncü Murat, İzmir’de bulunan atalarımızı Şanlıurfa’ya bağlı Birecik’e sancaktar olarak göndermiş. Babam, Birecik doğumlu olup İstanbul’a sonradan yerleşmiş mesela. Bölgenin çok kültürlü ortamında yetişen sanatçı bir aileden geliyorum. Şairler, belediye başkanları, doktorlar, bestekârlar, müzisyenler, milletvekilleri ve fotoğraf sanatçıları var ailemde. Urfa’ya uzun zamandır gitmedim. Nedense bir türlü gitme fırsatı bulamadım. Çocukluğumdaki Urfa’yı toprak yolları, yokuşlu sokakları ve ahşap otelleriyle hatırlıyorum. Urfa’ya yaptığımız seyahatlerde, kaldığımız taş konakların havuzlu geniş iç avluları vardı. Çok meşhurdu, onları unutamam. Günümüzdeki Urfa çok değişti, modernleşti. Tarihin izleriyle dolu Mezopotamya Ovası’na giden yolda bulunan Urfa, eski uygarlıkların yolu üzerinde önemli bir kale. Peygamberler şehri Urfa’nın tarihini bilirseniz, gezerken derin hisler duyabilirsiniz.”

NASIL GİDİLİR?
THY, İstanbul’dan Şanlıurfa’ya haftanın her günü, karşılıklı seferler düzenliyor. 

NEREDE KALINIR?
Kentte pansiyondan beş yıldızlı otellere kadar farklı beğenileri karşılayabilecek konaklama seçenekleri mevcut. Restore edilip turizme kazandırılan geleneksel Urfa konakları da yöreye özgü konukseverlikle misafirlerini ağırlıyor.  

NE YENİR?
Kıymalı ekmek, çiğ köfte, nar ekşili ve bol maydanozlu çoban salatası, patlıcanlı ve domatesli kebap ile ayrandan oluşan klasik Urfa mönüsünün en iyi tamamlayıcısı, yöreye özgü bir kahve olan ‘mırra’. Yörenin ciğer kebabı da meşhur.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi