DUYGULU KİŞİLER YETİŞTİREN POLONYA’DAN ÇIKMIŞ OLAN RUBOLOWSKİ MESLEĞİNE TUTKUNLUĞU YANINDA, HÜRRİYETİNE DE VURGUN BİR SANATKÂRDIR.

Ülkemizden çok, Batı ülkelerindeki çalışmalarıyla tanınan Kasimir Rubolowski, kalbi resim sanatı için çarpan idealist bir ressamdır.

Türkiye’den başka İtaly a ’da, İsviçre’d e, Fransa’da ve özellikle Nice’de, Amerika’da, Polonya’da, İskandinav ülkelerindeki çalışmalarında, empresyonist akımının en güzel örneklerini vermiştir. Duygulu kişiler yetiştiren Polonya’dan çıkmış olan Rubolowski - çoğu vatandaşları gibi- mesleğine tutkunluğu yanında, hürriyetine de vurgun bir sanatkârdır. Maceraprest değildir. Ama macerayı andıran bir yaşam öyküsü vardır. Kasimir Rubolowski’nin delikanlılığı sırasında, İkinci Dünya Savaşı 1 Eylül 1939 günü patlak verdi. Polonya, batıdan Hitler’in, doğudan da Sovyetlerin işgali ile, o günlerin haritasından siliniverdi.

Fırçasına ve hürriyetine düşkün olan bu ressam, yurdunu terketti. Parası, pulu yoktu. Ancak yaşamına yön veren, güçlü bir fırçası vardı. Hür yaşamak istiyordu. Çünkü sanat, yalnız bir ülkenin değil, her ülkenin değer vereceği sihirli bir varlıktı.

Kasimir Rubolowski, bu duygularla, İkinci Dünya Savaşı’nın başında yurdundan ayrıldı. Romanya’da, İtalya’da çalıştı. 1942’de Türkiye'ye sığındı ve İstan bul'a yerleşti. Çekingen yaradılışı ve o sırada hiç

Türkçe bilmemesi bir problem yaratmadı, ilk tanıdığı kişi, ünlü sanat tarihçimiz Celal Esat Arseven oldu. Büyük sanat hâmisi Arseven, ondaki renkli sanat alevini hemen sezdi.

Bu g en ç re ssam ı, kendi çevresine, Kadıköy’de Hasırcıbaşı sokağında bir eve yerleştirdi.

R u b o low sk i, İs ta n b u l’da portreler yaparak, doğayı tuvale aktararak işe başladı. Yaptığı ilk portreler, Filozof Rıza Tevfik B ö lü k b a ş ı’ya aitti. Ne yazık ki, ressamın İstanbul’da ilk defa yaptığı bu değerli portreler bugün ortalıkta yok.

R ub o low sk i, daha sonra Beyoğlu’na taşındı. Burada, kendi ülkelerinden kaçarak Türkiye’ye sığınan,  Nicola Kalmikof (Naci Kalmıkoğlu), A. Safiyef (İbrahim Safi) ile tanıştı. Bu üç mülteci ressam, zaman zaman bir araya geldiler. Çalıştılar ve sohbet ettiler.

Kasimir Rubolovvski’nin öğreticilik gücü ağır bastı. Bey o ğ lu ’nda A y n alıçe şm e sem tin d e ö z e l bir resim okulu açtı.

Burada hem nazari, hem uygulamalı dersler verdi. Yerli ve yabancı, entellektiiel öğrencileri vardı.

Celal Bayar’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde Yunan Kralı ile Kraliçesi ülkemizi ziyaret ettiler. Gezdikleri Ayasofya ile Kariye’ye hayran kaldılar. Açılan bir konkurda Kasimir Rubolowsk i’nin, her iki müzeden, yaptığı mozaikler ödül kazandı. Bunlar Yunan Kralı’na armağan edildi. Kral, bu mozaikler için ressamı kutladı ve bir çek göndererek ödüllendirdi.

Bu arada Rubolowski, Amerika’ya davet edildi. Orada kaldığı yıllarda tanınmış kişilerin portrelerini yaptı. Bunların çoğunluğunu ünlü senatörler oluşturuyordu. Kendisine Amerikan uyruğuna geçmesi için yapılan teklifleri kabul etmeyen Kasimir, kazandığı Türk uyruğundan ayrılmak istemedi. Rubolowski'nin fırçasına -sanattan çok makinanın geliştiği- Amerika, bir bakıma dar geldi. Fransa’ya dönen ressam, Nice’e yerleşti. Burada da açtığı özel resim okulunu 7 yıl yönetti. Çok sayıda ressam yetiştirdi ve tablo yaptı. Zaman zaman Türkiye’ye gelen Rubolowski, uzun yıllar İsviçre’de yaşadı. Tablolarına âşinâ olan Cenevre’deki galeriler ressamın tüm Avrupa’da tanınmasını  sağladı. Polonya’nın kurtuluşundan sonra Prof. Rubolowski, anavatanı olan Polo n y a ’ya gitti. Uzun yıllar sonra aile çevresini ziyaret etti; bu ziyaretlerini her yıl tekrarladı. Orada da resim çalışmalarını sürdürdü ve Tü rkiye ’ye döndü.

Rubolowski, İskandinav ü lk e le rin d e de eserlerini sergileyerek sihirli fırçasının gücünü tanıttı.

Rubolowski’nin İstanbul’daki ilk yılları bazı ünlü ressamlarımızla da tanışmasına vesile oldu. Hikmet Onat’la zaman zaman doğaya çıkarak birlikte resim çalışmaları yaptılar.

R ub o low sk i T ü rk iye’de ilk sergisini 1954 yılında açtı.

 

Bundan 38 yıl sonra, hayranlık uyandıran tab lo la rın ı sergiledi. Onun çingene resimleri, doğadan ve özellikle P o le n e z k ö y ’d en yansıttığı tablolar ve İstanbul'un çeşitli cami ve m in a re le rin i fon olarak kullandığı re simler bugün büyük değer taşıyor. Ne var ki bunların çoğu yurtdışında bulunuyor. Bir kısmı da İstanbul’da sanatseverlerin salonlarını süslüyor. Renklere çekicilik veren bu hünerli fırça -yalnızca bir seansta ve 3 saat içinde- büyük boyutta portreler yapabilmektedir. Bu büyük usta fırça, izleyenler üzerinde hayranlık uyandıran bir zirveye ulaşmıştır.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi