Yaklaşık 70 alışveriş merkeziyle dünyanın en büyük alışveriş destinasyonlarından biri olan Kuala Lumpur'un misafirlerine aslında çok daha fazlasını sunduğunu keşfettim. Burası eşsiz lezzetleri, harika müzeleri, ilginç mimari yapıları ve capcanlı nüfusuyla bir gelenin bir daha gelmesini sağlıyor.

Kuala Lumpur’un ufuk çizgisi çelik ve camdan zarif gökdelenler ve göz alıcı ışıklarla bezeli. Nispeten soluk köşeleri de olmakla birlikte Kuala Lumpur, şehre adını veren “çamurlu nehir ağzı"yla koyu bir karşıtlık oluşturan, elle tutulur bir gösteriş ve enerjiye de sahip. Ancak şehre daha yakından baktığınızda çok kültürlü geçmişini detaylıca yansıtıp yücelttiğini de görüyorsunuz.
1800’lerin sonunda kalayın bulunmasıyla birlikte bölgeye akın eden Arap tüccarlar, Britanyalı sömürgeciler, Çinli tacirler ile Hindistanlı ve Malezyalı işçiler Asya’nın hızla gelişen şehirlerinden birini kurmuş oldu. İslamın etkileri Kuala Lumpur’un modern mimari örneklerinin büyük bir kısmında açıkça görülüyor ve göz alıcı kolonyal yapılar hâlâ ayakta. Küçük Hindistan ve Çin Mahallesi (Petaling Sokak Pazarı’nı ihmal etmeyin derim) gibi bölgelerin hareketli nüfusu şık ve çağrışımlı olduğu kadar mütevazı bir kentsel doku da oluşturarak şehre hayat katıyor.
“Kuala Lumpur, kültürleri ve mutfakları organik bir potada eritiyor.” diyor şehrin yerlisi Henry Bong; kendisi Malezya’nın en saygın sanat koleksiyonerlerinden ve geleneksel kumaş uzmanlarından biri. Şehrin kültürel çeşitliliği, damak tadına düşkün gezginler için adeta bir lütuf. Yerel mutfak sahnesiyle tanışmanın en ideal yoluysa Food Tour Malaysia’yla bir akşam geçirmek. Rehberiniz sizi kalabalıktan ari restoranlara götürerek sokak tezgâhlarındaki lezzetlerin iç yüzünü anlatacak. “En sevdiğim sokak yiyeceği baharatlı bir tür erişte çorbası olan sarawak laksa.” diyor Bong. “Gezgin şef Anthony Bourdain bu yemeği 'mitolojik tanrılara yaraşır bir kahvaltı' olarak tanımlıyor. Şehrin sokak mutfağının bir harikası diyebiliriz.” Alışveriş merkezleriyle dolu bir bölge olan Bukit Bintang’da Jalan Alor her akşam popüler bir gece pazarı düzenleyerek Asya’nın dört bir yanından lezzetler sunuyor. 
Enfes bir kahvaltı için bir başka seçeneğiniz de roti chenai (körili pide) ve teh tarik (demli ve tatlı çay); göz boyamaktansa yiyeceklerinin kalitesine odaklanan mütevazı bir Hint lokantası olan SK Corner’da her iki lezzeti gün boyunca bulabilirsiniz. Kuala Lumpur buna benzer sadelikte kaliteli restoranlarla bezeli ama biraz daha lüks bir gastronomi deneyimi peşindeyseniz buradaki en iyi dim sum’u yiyeceğiniz Mandarin Oriental’daki klasik Kanton restoranı Lai Po Heen’e öğle yemeği için rezervasyon yaptırabilirsiniz. Ritz-Carlton’da hararetli bir kuartetin ezgileri eşliğinde beş çayı listenizde mutlaka yer almalı. Sayısız çay çeşidini bir arada bulabileceğiniz seremonide sandviç, hamur işi, makaron ve taze çörek gibi ikramlar da bulunuyor.
Majestic Hotel'de misafirlerini şımartacak güzellikte bir beş çayı (bu seremoni Kuala Lumpur’un kolonyal geçmişinden miras popüler bir gelenek) seremonisi var. Kaçırmamanızı tavsiye ederim zira otelin asıl kanadı kolonyal mimarinin güzel bir örneği; güneş kasklı, safari giysili komiler artık geçmişte kalmış bir dönemi başarıyla yansıtıyor.
Kuala Lumpur kültürel çeşitliliğini ve mirasını yansıtan ilginç binalarla dolu. Şehrin en çarpıcı kolonyal yapılarından bir diğeriyse Mağribi esintileri taşıyan eski tren istasyonu. Sayısız gözlü ve at nalı kemerli haşmetli bir bina bu. 1957’de Malezya’nın bağımsızlığını ilan ettiği Merdeka Meydanı, Instagram’lık binalarla çevrili; St. Mary Katedrali, Royal Selangor Club ve en güzelleri olup Mağribi/Moğol etkileri taşıyan Sultan Abdul Samad Binası. “Malezya’nın İslami mirasına saygı duruşunda bulunan, muhteşem bir koloni dönemi yapısı.” diyor Bong. Binanın kemerleri ve kubbeleri gece saatlerinde yüzlerce küçük ışıkla aydınlatılıyor.
Kuala Lumpur’a gidip de simge Petronas Kuleleri’ni ziyaret etmeden dönmek olmaz. İslami tasarım anlayışından esintiler taşıyan bu kulelere yakından bakmak için banklarda, gölgelik ağaçların altında oturabilir ve oyun alanlarıyla dolu hemen yanındaki parka gidebilirsiniz. Her akşam altı ile on bir arasında park ve kuleler arasında keyifli bir su ve ışık gösterisi düzenleniyor.
Batu Mağaraları, Kuala Lumpur’un cazip noktalarından bir diğeri. 43 metre yüksekliğindeki Hindu tanrısı Lord Murugan’ın etkileyici altın heykeli kireç taşından bir tepenin eteğinde duruyor. Mağaralara ulaşan (ve bitmeyecekmiş gibi görünen) basamakları çıkanlar geniş bir tavan altında dizili Hindu tanrılarının parlak renkli heykelleriyle ödüllendiriliyor.
Batu Mağaraları her yıl milyonlarca Hindu tarafından ziyaret ediliyor; şehrin Müslüman nüfusu için en önemli yer ise ülkenin bağımsızlığının bir sembolü olarak inşa edilen ve İslam sanatının ve mimarisinin karakteristik ve zarif detaylarıyla bezenen heybetli Malezya Ulusal Camii. Bu süslemelerin daha fazlasını İslami dekoratif sanatlara dair seçkin bir koleksiyona sahip Malezya İslam Sanatları Müzesi’nde görebilirsiniz.
Bong’un dünyanın dört bir yanındaki sanat koleksiyonerleri tarafından takdir edilen müzesi Pucuk Rebung Gallery-Museum etkileyici bir Malezya sanatı, eserleri ve kumaşları koleksiyonuna sahip. Dediğine göre müzenin hemen yanındaki kafe de şehirdeki en iyi sarawak laksa’yı yapıyor. Ulusal Kumaş Müzesi, Malezya’nın dokuma geleneğine ışık tutuyor; sergilenen kumaşlar ve sarongları (bir tür peştamal) çok beğenirseniz Central Market’ta bulmanız mümkün. Malezya sanat ve zanaatlarını tanımak ve hediyelik eşya almak için ideal bir  yer olan pazar aynı zamanda kolonyal mimarinin de bir diğer zarif örneği.
Aşağıdan bakıldığında Kuala Lumpur’un mirasını oluşturan unsurlar çeşitli olduğu kadar dağınık  da görünebilir; bu nedenle mozaiği en iyi şekilde deneyimlemenin yolu şehre yukarıdan bakmak. KL Tower’ın seyir terasından bakıldığında tüm parçalar bir araya geliyor; bir zamanların çamurlu sularından yükselen bu kent gökdelenler ve büyük şehir ışıkları arasında saklanan ve anlaşılması güç bir derinliğe sahip.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi